|
|
Bugün çok duygulu bir gün geçirdim. Çünkü bugün Artun'un
"ilk" mezuniyet töreni vardı. Hernekadar bu "oyun
grubu" mezuniyeti olsa da ve hatta "Oyun Grubu Mezuniyet Töreni"
sözcükleri birlikte kullanıldığında komik dahi dursa da bizim
için o ilklerden birisi, "ilk" mezuniyet töreniydi.
Geçen yıl Ekim ayında başladık, aklımızda binlerce soru ile.
"Acaba ne olacak?" "Acaba Artun hoşlanacak mı?
", "Acaba diğer çocuklarla anlaşabilecek mi? "
diye. Ve her zaman olduğu gibi çocukların ne kadar güçlü
olduklarını kanıtladı Artun davranışlarıyla. Hani her zaman
anne babalar böyle ortamlara girerken endişe duyarlar ya bakalım
ne olacak diye ve her zamanda o ufaklıklar hayatlarından gayet
memnun bir şekilde sanki yıllardır birbirlerini tanıyorlarmış
gibi hemen kaynaşıverirler ya işte öyle bir durum. Bu geçen
aylar içinde çeşitli dönemler yaşadık. İlk başladığımızda
Artun "öpen çocuktu". Önüne gelen her çocuğa sarılıyor
ve öpüyordu. Sonra bu hoş dönemi (pembe dönem diye adlandırabiliriz)
bıraktı ve tam bir canavara dönüştü, yani en güzel oyuncak diğer
arkadaşının elindeki oyuncak ve hatta bütün oyuncaklar benim
kimse dokunamaz dönemi (evet buna hakkıyla kırmızı dönem
diyebiliriz). Allah'tan bu dönem bir iki hafta sürdüde tüm çocuklar
ve ben sağsalim hayatta kalabildik. Sonra kaydırak dönemimiz başladı.
Varsa yoksa kaydırak. Şarkıları da kaydıraktan söylerim,
oyunlarıda buradan oynarım dönemi, neyse hadi bu da geçer dedik
bıraktık orada yaşasın dedik. Kaç dönem yaşadık bilmem bu geçen
sekiz ayda. İşin ilginci diğer tüm çocuklarda bu ve benzeri dönemlere
girip çıktılar. Yani bu dönemde hepsi o kadar çok değişti ki.
Bugün sabah hafif bir heyecanla gayet "şık" vaziyette
yola çıktık. Ben başıma geleceklerin hat safhada farkında olduğum
için açıkcası çok umutlanmadım. Biliyordum Artun etrafta
hoplayıp zıplayıp atlamaktan törene katılmayacak, mezuniyet
kebini giymesi sözkonusu dahi değil, diplomasını almak için kürsüye
yürümeyecek ve hatta çağrıldığını duysa dahi dönüp
bakmayacak. Eh eğer çok şanslıysam birlikte bir fotoğraf çektirebilmek
tek tesellim olacaktı. Sağolsun oğlum beni hiç yalancı çıkarmadı.
Salona girmemizle yokolması bir oldu. Hocalar ve diğer anne
babalar Artun'u çok iyi tanıdıklarından, eğer ben onu bulamamışsam
onlar buluyorlar ya da göz kulak oluyorlardı. Çünkü velet cıva
gibi bir orada bir burda bitiyor yani bir kişinin göz kulak olması
imkansız. Ama sekiz aylık bir geçmişimiz ve diğer anne ve
babalarında bir "Artun tecrübesi" mevcut Allah'tan. Ve
hatta diğer oyun gruplarından mezuniyet töreni için gelen daha büyük
yaştaki çocuklarda bu turuncu pantolonlu canavarı keşfedip, ben
kanter içinde onu ararken, gelip bana Artun'un nerede olduğunu söyleyerek
ağabey ve ablalığın getirdiği sorumluluklarını icra
ediyorlardı. Diğer "uyumlu" aileler çocukları ile (ve
çocuklarının başlarında keplerle-evet evet bu bana çok
dokundu) hoş fotoğraflar çektirirken, biz masa, sandalye,
anneler, babalar, anneanneler, babaanneler, ve dedeler arasında koşuşturuyor,
diğer yandan masanın üstündeki kurabiyelere saldırıyor (saldıran
Artun, ben "önleyici güç") ve hatta kürsüye sarılmış
olan "Sınıf 2000" yazılı bayrağın arkasına
saklanarak "Ceee" oyunu oynuyorduk (oynayan Artun, ben
"çekici güç"). Allah'tan dediğim gibi herkes Artun'u
tanıyor ve seviyor sanki büyük bir aile ortamı içerisinde
gibiyiz, yani kimsenin kaşını kaldırdığı yok. Neyse sonunda
onu yakalayıp birlikte bir fotoğraf çektirebildim. Evet bunun dışındaki
bilanço söyle. Artun 'tabiki" kebini giymedi. Ancak beni çok
ama çok yalancı çıkaran birşey yaptı. Diplomasını almak için
çağrıldığında kürsüye öyle bir gittiki hani derler ya tam
filmlik bir sahne yaşandı. Artun'un ismi okundu. Birde baktım ki
Artun koşuşturmayı bırakıp kürsüye doğru ilerlemeye başlamış.
Bu sırada herkes alkışlamaya başlamıştı ve Artun da buna karşılık
onları alkışladı. Ve hem sağındaki hem solundaki tüm
seyircilere gülücükler yağdırarak alkışlamasını sürdüre sürdüre
diplomasını almaya kürsüye gitti. Yani Artun'un bu hoş jesti
karşısında seyircilerin attığı çığlıklara karşılık
bizimkinin attığı çığlıkları saymazsak sanırsınız ki
sonbahar kreasyonunu sergilemiş "Versace" podyuma çıkıyor.
Çok ama çok güzeldi. Canım bebeğim benim !
Gelelim küçük bir aşk hikayesine. Sevgili oğlumun platonik bir
aşığı var oyun grubundan, İsmi Sarah…Platonik diyorum çünkü
bizimkinin yüz verdiği yok. Bak oğlum yaşı yaşına (ikisıde Ağustos
98 doğumlu), boyu boyuna (Artun kadar uzun bir yaşıtı hem de
"kız" çocuğu) huyu huyuna (Artun gibi tek eğlencesi
hop hop zıp zıp, hem Artun dışında kebini giymeyen tek çocuk
o) uygun desemde bizimkinden tık yok. Hatta annelik görevimi yapıp
ona gelecek konusunda uyarılarda bulunsam da ilerde kendini önüne
atarsın, bu yaptıklarına çok pişman olursun desem de yok yok
yok. Halbuki dünya güzeli birşey Sarah. İlk söylediği isim
Artun ("Artu" desem daha doğru olur herhalde) tüm sülalesi
Artun'u tanıyor ve hatta görmemiş bir hala teyze varsa onlarda
merak ediyorlar. Her hafta oyun grubuna gelirken yol boyunca
"Artu'yu göreceğim" diye gevezelik ediyor. Hele bugün
tam bir prenses. Sürekli hoplayıp zıpladığı için Sarah'ya
elbise giydirme zevkini yaşayamayan annesi bugün ona çok güzel
bir elbise giydirmiş. Sapsarı saçları masmavi gözleriyle
Artun'a utana utana yüzü kızararak bakıyor. Hem bu kız senin
sekiz ay boyunca yaptığın tüm şaklabanlıklara "ah maymun
şey " dercesine katlandı (anlayışlı sevgili) daha ne
istiyorsun? Tamam oldu efendim ama lütfen bari birlikte bir fotoğrafınızı
çekelim. Yok yok yok. Ve nihayetinde Sarah formulü çözdü aldı
eline bir kraker Artun hemen yanında bitiverdi. Flaşlar patladı
ve iki aile bu aşkı ölümsüzleştirdi.
Biz Artun'la birçok oyun grubuna katılıyoruz. Ama ne hikmetse bu
grup birbaşkaydı. Bence en önemli nedeni herkesin çocuklarını
ve diğer çocukları olduğu gibi kabul etmesi ve tüm çocukları
sanki kendi çocuklarıymışcasına sevmeleriydi. Artun'un ne kadar
girişken ve ne kadar kendine güvenli olduğunu söyleyerek beni
tebrik edecek kadar tüm çocukları seven anne babalardı bunlar (önemli
not: bu konuda kendime hiç pay çıkarmıyorum. Çünkü bebeklerin
belli kişilik özellikleri ile doğduğuna inanmaya başladım.) Dönem
başında Artun ile aynı grupta olmak için günlerini değiştiren
insanlardı bunlar. "Kırmızı döneminde" Artun'u hiç
yargılamayarak ve hatta beni teselli eden gerçek anne babalardı.
Her zaman her ortamda nasip olmaz bu kadar hoş insanlarla birlikte
olmak. Birimizin çocuğu ilk kez ismini söylediğinde hepimiz çok
sevindik, ilk kez yürüdüğünde hepimiz heyecanlandık, birimizin
çocuğu düştüğünde hepimiz koştuk. Tam anlamıyla büyük bir
aile olduk.
Elimde Artun'un diploması bakıyorum, "Sınıf 2000",
"Sınıf 2000", "Sınıf 2000" "Sınıf
2000". Kulağımda yankılanıyor bu. Canım oğlum bu senin
ilk ve en kolay mezuniyetin. Daha nice nice mezuniyet törenlerine...
Adres: trampet@annecocuk.com
|