AnneCocuk.com

Kadın, Aile ve Çocuk Sitesi 

 
AnneCocuk.com

Önsöz


Bebeğinizin İsmi

Biraz da Eğlenelim

Kitap Almak için:



Kadın Gebelik Çocuk Çocuk Klübü Forum & Chat Küçük İlanlar
 

T r a m p e t

Figen Müftüoğlu Peker

24 Temmuz 2000

Eski Sayılar


Başlarken
Alnında Yazıyor
07-05-2000
Anneler Günü
27-05-2000
Mezuniyet
Bir Oyun
Yaz Geldi
Bilgisayar
Hediye

 

 

Canım oğlum Artun iki yaşına yaklaşıyor. Dünyaya gelmeden önce programlandığı şekilde hemen hemen her yaş döneminin kabuslarını eksiksiz yerine getirmekle meşgul. Eh yaşda iki olunca önümüzdeki bir iki yılı ailecek sağ salim nasıl atlatacağız diye kara kara düşünmeye başlıyor insan. Ciddi bir şekilde hayatta kalma stratejilerine ihtiyacımız var anlayacağnız.

Bu dönemle ilgili gördüğüm her yazıyı, önüme gelen her kitabı büyük bir ilgiyle okuyorum. Çok ilginç çok fırtınalı bir dönem, hem onlar hem bizler için. Meleklerimiz (tabi bu kelimeyi bu dönemde onlar için kullanmak pek kolay olmuyorJ) iki ile dört yaş arası öyle bir sarsılıyorlarki ancak sonunda herşey yerine oturuyor. İşte en önemli nokta burada, herşey doğru yerine nasıl oturtulabilinir ve bu süreç içerisinde biz ruh sağlığımızı kaybetmeden nasıl hayatta kalabiliriz? Onlara doğruyu yanlışı öğretirken, onları yönlendirirken yani onları disipline ederken nasıl sakin olmayı becerebilecegiz, sesimizin tonunu yükseltmeden ancak kesin bir tavırla onlara nasıl yaklaşacağız? Yani bu dönemden başlayarak ve daha sonrada sürecek olan sevecen bir otoriterlik nasıl kurulabilecek? Bunu becerdiğimizde sanıyorum gerçek anlamda anne baba olma yolunda ilk adımı atmış olacağız. Bu yaşlarda çocuğu olanlar bilirler o minik şeyler sanki bize karşı psikolojik savaş tekniklerini eksiksiz uyguluyor gibiler, hatta Çin işkencesi de diyebiliriz buna. Bu koşullar altında sevecen otoriterliği kurmak öyle pek kolay bir iş gibi gözükmüyor. Boşuna dememişler çocuk sahibi olmak insanı değiştirir diye. Eskiden duyardım da abartılı bulurdum, ne kadar doğruymuş. Sanki insan insan olmayı oğreniyor çocuk sahibi olduktan sonra. Sonsuz bir sabır, anlayış ve güler yüzlülük gerektiriyor çocuk yetiştirmek. Çocuk psikologları hemen hemen hiçbir konuda hem fikir olamazken tek hem fikir oldukları konu çocuklarımızın hayatlarındaki ilk üç yılının onların karakterlerinde ve gelecekteki psikolojilerinde çok önemli rol oynadığı. Anlayacağınız çok önemli bir dönem. Kendinizi kaybedip ona parmağınızı sallayarak kızdığınızın ertesi günü, onu oyuncak ayısını koltuğa oturtmuş ve karşısına geçip aynen sizin gibi parmağını sallayarak "da da da da" diye bağırırken yakalamanız ve tüylerinizin diken diken olması çok büyük bir olasılık. İşte böyle canlı bir ayna var yaşamımızda, attığınız her adım görülüyor ve hemen hayata geçiriliyor.


Kişiliklerinin oluştuğu bu dönemde o kadar çok deneme ve o kadar çok çatışma içindelerki bir anları bir anlarına uymuyor. Kendileri dahil herşeyle çatışıyorlar ve hatta çoğu zaman neyle çatıştıklarını bile bilmiyorlar. İşte böyle anlar aslında en fazla kendilerini güvende hissetmek istedikleri yani bizim tesellimize ve sevgimize en fazla ihtiyaç duydukları anlar. Bizim görevimizde kafamıza yediğimiz uzaktan kumanda cihazının acısını unutarak gidip ona sarılmak ve yaptığının yanlış olduğunu ona tatlı ama otoriter bir dille anlatmak. Biliyorum yazarken bile komik geliyor insana. Tamam tamam işin doğrusu bu, yani bu tür sorunlarla nasıl başedileceği konusunda kitaplarda yazanlar bunlar. Ancak bunların uygulanabilirliliği konusunda ciddi kuşkularım var. Eğer bu dönemin sorunlarını tamamiyle yaşayan bir çocuğunuz varsa sizin sürekli bir şekilde o kadar sakin ve enerjik olmanız ve önerilenleri yapmanız yani o model anne ve babalar gibi olmanız imkansız gibi gözüküyor. İnsan kuşku duymaya başlıyor, acaba bu kitapları yazanların çocukları mı yok? Varsa da çocuklarını günde bir iki saat mi görüyorlar? Çocukları otuz odalı evlerinin en uç köşesinde dadılarla yetiştiriliyor ve akşam yemeğinden sonra yalnızca yarım saatliğine kucaklarına mı koyuluyor? Yoksa bu çocuklar yirmi dört adet anne babaya sahipte günün her saati yeni bir anne baba mı sahneye çıkıyor? Ya da on dakikada bir hafıza kaybı mı yaşıyor bu anne babalar? Bu yaş civarı bir çocukla geçirilen bir gün, günün ilk saatinden itibaren başlayan ve her dakika olan olaylarla dolu. Yani insan kendini bıraksa akşama kadar sürekli bağırabilir ve "yapma" kelimesi bir gün içinde ne kadar söylenebilir gibi bir rekora gidebilir. Herhalde gerçekte bozulduğum nokta şu. İnsan kitaplardaki önerileri okuyunca korkunç bir vicdan azabı duyup kendini suçlayabiliyor. "Ah nasıl beceremiyorum 24 saat sakin olmayı, nasıl beceremiyorum şu kitaplardaki anneler gibi olmayı evet evet ben kötü bir anneyim " diye.

Neyse bize laf düşmez. Bunları yazanlar bu işi bilen insanlar. Peki biz o örnek anne babalar gibi nasıl davranabiliriz, böylelikle herşeyi doğru yerine oturtmayı nasıl becerebiliriz? Yani sürekli bizimle yaşayan özel bir psikoloğumuz olsa, sehpanın üzerinde zıplayarak kahkahalar atan şahsın esasen hiç bir kötü niyeti olmadığı yalnızca bir "deneme" yaptığını bize hatırlatması sağlanarak "yapma demedim mi?" diye üzerine atlamamız önlenip gayet serin kanlı bir şekilde "lütfen iner misin, sehpa üzerinde zıplanmaz" gibi bir tavırla olaya yaklaşmamız sağlansa. Psikoloğumuzun çıldırması, ya da bizim ona saldırmamız gibi tehlikelere rağmen böyle birşey nasıl olur acaba? Ya da bir kasete başından sonuna kadar "sakin ol, sakin ol" diye sesimizi kaydedip akşama kadar walkmenle dolaşsak. Stres anında walkmenimizi ayaklarımızın altında çiğneme olasılığının yanısıra o meleğimizin muhtemelen walkmeni de isteyecek olması ve bizim ona da bir tane alarak kurtulamayacağımız çünkü onun her zaman bizim kulağımızdakini isteyecek olmasının yaratacağı ekstra strese rağmen bu yöntemle sağsalim atlatabilirmiyiz bu dönemi? Belki de gün içerisinde muhtelif aralıklarla kendimizi banyoya kapayarak olanca gücümüzle bir çığlık atıp bu stresi boşaltarak yüzümüzde kocaman bir gülümseme ile onların yanına geri dönmeyi becerebilir miyiz acaba? Sürekli tekrar gerektiren bir proses olacağı için çocuğumuzun yüzde yüz bu durumdan etkileneceği ve kaş yapayım derken göz çıkaracağımız tehlikesine rağmen bu nasıl bir strateji olur acaba? En iyisi doğuma hazırlık derslerinde öğrendiğimiz nefes alma tekniklerini kullanmak belkide. Doğum sancısının ilk başladığı anda uygulanan yani derin bir nefes alıp içimizden 10'a kadar sayarken ağır ağır bu nefesi vermemiz bir çözüm gibi gözüksede vücudumuzdaki stresin hemen hemen aynı olduğu göz önünde bulundurulursa "ıkınma" anındaki teknik daha mi iyi olur? Eh bu da tekrar gerektiren bir proses olduğu için bir önceki strateji ile miniklerimizin üzerinde aynı olumsuz etkiyi yaratma olasılığına rağmen o aradığımız "sihirli" strateji bu olabilir mi?


Evet çok ama çok zor. İp cambazı olmak gibi birşey bu. İşin tek çözümü yani o kitaplarda bahsedilen model anne baba olarak davranabilmemiz için tek yöntem, onların bu dönemde akıllarının nasıl çalıştığını, duygularını ve tepkilerini anlamaya ve öğrenmeye çalışmak gibi gözüküyor. Yani bir anlamda herşeyi onların gözleriyle görmeye çalışmakda diyebiliriz. Tabi bu da çok kolay değil. En başta konumuz insan ve de hayatının en çatışmalı dönemlerinden birini yaşayan bir insan yani bir anı bir anına uymayan bir insan. Bizim gibi değer yargıları, başkaları kavramı, iyi kötü kavramı oturmuş bir insan değil. Bu dönemde oluşmaya başlayacak kavramlar bunlar. İşte tüm bunların bilincinde olarak onların ne kadar saf olduklarını kendimize sık sık hatırlatmak ve yaptiklarini kişisel algılamamak gerekiyor. Ve bence en güçlü silahımızda espri gücümüz. Bu dönemde en doğru şekilde onları yönlendirirken kendi ruh sağlığımız için espri gücümüzü kullanmamız ve olayları çok ciddiye almamaya çalışmamız gerekiyor. Bir uyarı yapmak istiyorum, kesinlikle bırakalım ne isterlerse yapsınlar diye algılamamak lazım bunu. Ne demiştik bu dönem herşeyden önce onlara iyiyi, kötüyü, kabul edilebiliri kabul edilemezi öğreteceğimiz ve böylelikle kişiliklerinin oluşumuna yardım edeceğimiz bir dönem. Ancak savaşımız yani stratejilerimizin tek amacı inişli çıkışlı bu dönemde onlara sakin, sevecen ancak otoriter bir şekilde yaklaşabilmemizi sağlayacak ruh durumuna bizlerin nasıl sahip olacağı. Espri gücümüz bu amaca yönelik bir silah. Onlara farkettirmeden olaylara espri ile bakmaktan bahsediyorum yoksa koltuğun üzerinden sehpanın üzerine uçuş denemeleri yapan çocuğumuza kahkahalar atarak bakmamızdan değil. Onlara karşı özellikle bu dönem çok disiplinli, ısrarcı ve kesin olmamız lazım. Ama bunu sevgi ile ve tatlı dille yapmamız lazım.

Miniklerimizin mantığı bu dönemde bizlerden farklı çalışıyor. "Ben kendi su bardağımı atıyorum kırılmıyor o zaman annemin şu bardağınıda atabilirim". Bu kadar basit. Ya da "Ahmet'e vurdum ağladı, bakalım Mehmet'e vurursam o da ağlayacak mı?" . Böyle işleyen bir akılla karşı karşıyayız. İnsan bunları bilince sakin olabiliyor ve uyarılarını sakin bir dille yapabiliyor. Tabiki bunlar çok ama çok kez tekrarlanacak, onlar bizi deneyecekler acaba hep aynı cevabı veriyor muyuz diye? Ya da unutacaklar. Ancak onları anlamaya başladıktan sonra serin kanlı olmak hiç zor değil. Zaten insan onların bu mantıklarını görünce, ne kadar saf ve ne kadar yönlendirilmeye ve öğretilmeye ihtiyacı olan bir canlı ile karşı karşıya olduğunu anlıyor. İlk öğretmenleri bizler değil miyiz zaten.

Bu yazıyı yazarken hemen hemen her cümleden sonra aklıma bu dönemle ilgili başka birşey geldi. Mümkün değil bunların hepsini yazmam. Ancak ana fikir onları anlamamız ve onlara neyin doğru neyin yanlış olduğunu sakin sevecen bir otoriterlikle öğretmemiz. Onları sevgi ile disiplin etmeliyiz. Onlara tatlı bir dille bu dünyanın merkezi onlar olmadığını anlatmalıyız. Onlar için çok önemli yıllar bunlar. Onların dünyaya bakışlarında ilk referans biziz. Kızgınlık görürlerse kızgın bakacaklar, olumsuzluk görürlerse olumsuz bakacaklar, sevgi ve saygı görürlerse sevgi ve saygı ile bakacaklar. Eğer bunların tohumlarını atabilirsek bu küçük yaşta ilerde insanlara, canlılara ve kendilerine saygılı bir toplum bireyi haline gelmelerini sağlayabiliriz.

Bu dönemde onlar doğru düzgün bir birey, bizlerde gerçek anlamda anne baba olmak için ilk adımları atacağız yani birlikte büyüyeceğiz. Hepimize kolay gelsin


NOT: Sevgili anne ve babalar Türkiye'ye geliyoruz nihayetinde. Uzun bir ayrılık olacak bu, tam iki ay Türkiye'deyizJ Sonbaharda görüşmek üzere...


Adres: trampet@annecocuk.com

.

 

 

Click Here!

 

Handan Baykan Yazıyor


Demet Eşrefoğlu Vardar Yazıyor


Çocuğunuzun ve ailenizin karşılaşabileceği sorunlara bir bakış


Çocuk odası nasıl dekore edilmeli


Çocuk Güvenliği
Çocuklarımızı kazalardan korumak için almamız gereken önlemler...


AnneCocuk.com'u giriş sayfanız yapın

 

 


Ana Sayfa ] Kadın ] Gebelik ] Çocuk ] Çocuk Klübü ] Forum ] Küçük İlanlar ]
Önsöz ] Kullanım Kuralları ] Ekibimiz ] Bebeğinizin İsmi ] Eğlencelik ]


Bu site ile ilgili öneri, eleştiri ve sorularınız için lütfen webmaster ‘a yazın...
Bu site Lidya.Net tarafından hazırlanmış ve Lidya.Net web sunucularından yayınlanmaktadır.
Bu sitede yayınlanan yazı ve grafikler AnneCocuk.com kaynak gösterilerek kullanılabilir.

AnneCocuk.com'u  Kasım 1998 den bu güne kadar 

 kişi ziyaret etti