|
|
Evet geciktim biliyorum. Anneler Günü yazısını geçen hafta
yazmalıydım. Ancak anne olduktan sonra hayatıma girmiş olan yeni
bir kavramda "unutkanlık". Hele insanın duvarlara tırmanan
20 aylık bir oğlu varsa ve günün her saniyesinde bir gözü onun
üzerinde olmak durumundaysa insanın hafif yarım akıllı gibi
olması kaçınılmaz. Neyse bu yazımı her zamanki gibi pazartesi
değilde anneler gününden bir gün önce yayınlayarak kendimi
kurtarabilirim gibi bir hile peşindeyim.
Öncelikle belirtmek istediğim birşey var. Ben Anneler Gününe
karşı falan değilim. İşin gerçeği ben kutlanan hiçbir güne
karşı değilim. Yani 365 günün içinde bazı günlerin böyle
etiketlenerek extra mutluluklar yaşanması konusunda hiçbir sakınca
görmüyorum. Karşı olduğum "Ben hergün annemi düşünürüm
yalnız Anneler Günü değil" sözü aslında. Zaten kimse
"Bakın siz annenizi hiç düsünmüyorsunuz hadi bugün onu düşünün"
demiyor. Hatta herkes annesini sevmesine rağmen 365 günün hergünü
onun için özel birşey yapmadığına göre en azından böyle bir
günle "hadisene" denilip biraz itelenmemizde de fayda görüyorum.
İtiraf etmeliyim anne olmadan önce bu özel günde söylenen sözler
bana pek birşey ifade etmez ve hatta biraz abartılı bulurdum. Şimdi
abartılı bulmak ne kelime, bu duyguyu anlatmaya kelimelerin dahi
yetmeyeceğini düşünüyorum. Çünkü "Cennet annelerin ayağı
altındadır" gibi sözleri kemiklerime kadar hissedebiliyorum
artık.
Bu bir kısır döngü gibi. Yani neden gün gibi açık şeyler
dahi olsa bazı şeyleri ancak başımıza gelince tam anlamıyla
anlıyoruz. Yani ben Artun'a yazdığım mektupları neden ona baba
olduktan sonra vermeyi planlıyorum? Neden bunları daha önceden
hissedemeyeceğini düşünüyorum? Yani neden daha önceden bu gerçekler
farkedilmiyor. Artun doğduktan sonra ben tek başıma sürekli ağlayan
bir bebekle ne yapacağımı bilemezken hep annemin telefonları ile
ayakta kalabildim. Ve bana verdiği öğütlerden onun hiçbir zaman
göremediğim yönlerini keşfettim. Tanrım neden bunu 30 yaşında
anladım. Kaçınılmaz olarak Artun da beni ancak o zamanlar
anlayacak. Evet çok başımızı ağrıtmayalım işin doğal süreci
bu olsa gerek.
Bir itiraf daha. Anneler Gününde annemin gözleri hep dolu olurdu.
Bende neden böyle yapıyorsun, yapma diye söylenirdim (ruhsuz
evlat durumu). Ah ah bilseydim onun gözlerinin önünden ilk doğduğum
andan itibaren her günün geçtigini, sevinçlerimi, üzüntülerimi
hatırladığını ve bu süreçte ne kadar değiştiğime tanık
olduğunu. Ben geçirdiğim 20 ay için yazacak bir kitap kadar çok
şey bulabiliyorsam, aklıma gelen her şeyde kalbimin hızla çarptığını
hissediyorsam ve bir odaya kapanıp saatlerce ağlayacak kadar
dolabiliyorsa gözlerim, ileriki yılları düşünemiyorum.
Benim için en güzel Anneler Günü Artun'un bu günün farkında
olduğu gün olacak. Bana kendisinin bir hediye hazırladığı ve
koşarak "annem" deyip yüzüme bir öpücük kondurup
hediyesini verdiği gün olacak. Artun'un bana en büyük hediyesi
de onun mutlu bir insan olması olacak. Ondan başka hiç ama hiçbir
beklentim yok. Eğer ne olursa olsun hayatında mutlu olmayı seçerse,
bu dünyadan ağzım kulaklarımda gidecegim kesin. Eğer bana
"anneciğim ben çok mutluyum" diyebiliyorsa bu en büyük
ödül, en büyük hediye. Evet annemle babamın sözleri bunlar ve
kafama bam bam vuruyor şimdi.
Evet son sözümde bu güzel gün için şu. Sanki böyle bir günle
bizlere birazda olsun hatırlatılıyor annelerin süper güçler
olmadıkları, onların da "aradabir" rahatla"tıl"maya
ve sevin"diril"meye ihtiyacı olan normal insanlar olduğu.
Daha fazla neden ister misiniz bu güzel günü dolu dolu yaşayarak
geçirmek için?
Tüm anneler bu sizin ve sizin annelerinizin günü. Bu
"anne" kelimesi bize annelik yapmış herkes için geçerli
yani anneanneler, babaanneler veya üvey anneler için.
CANIM ANNELERİMİZ SİZLERLE HERYER BİR CENNET!
Adres: trampet@annecocuk.com
|