|
|
Hayatımız boyunca çok söylemişizdir "alnında yazmıyor
ki" diye. Kimi zaman hiç ummadığımız birisinin bir davranışı
karşısında, kimi zaman kandırıldığımızda (!) belki. Ama
inanıyorum ki artık alnımızda anne baba olduğumuz yazıyor. Bu
doğum mucizesi gibi birşey o saniyeden itibaren başlıyor bu sözcükler
alnımıza kazınmaya.
Yani her ne kadar kendinize çok iyi baksanızda hani o eski günlerdeki
gibi tek başınıza, o çocuksuz insanların dünyasına gitmek için
özenle giyinseniz de işte orada o güzel, zayıf, bakımlı, akşam
ne yapacaklarına dair acendalarında onlarca şey olan insanlarla
sohbet ederken aniden saçınızın ucunda kahkahalar atarak
danseden kurumuş bir yulaf tanesini farkediveriyorsunuz. Halbuki büyük
bir itina ile duşunuzu aldınız, giyindiniz. Evden çıkarken,
yemek yiyen "meleğinize" bir öpücük kondurdunuz. Oh
evet evet o da size sarılarak sulu bir öpücük verdi. Siz yaşasın
ağlamadı diye uçar adımlarla kapıdan çıkarken o imzasını
atmıştı bile. Ne diyelim? Kimin umurunda.
Ya da artık hiç kıpırdamadan ayakta duramadığınızı
farkettiniz mi? Hani bankada kuyrukta bekliyorsunuz bir de bakmışsınızki
hafif hafif bir sağa bir sola ahenkli bir şekilde yaylanıyorsunuz.
Birkaç göz dehşetle size bakarken, bazı gözlerde ise hafif bir
gülümseme var. Tanıdınız mı onları?
Ya da hala hapşırmak için evin en ücra köşesine ya da balkona
atıyormusunuz kendinizi? (Bunu bebekleri çok az ve zor uyuyanlar
çok iyi bilir)
Peki hiç evinize davet ettiğiniz misafirlerinize kapıdan girerken
uyulması gereken kurallar listesi uzattınız mı? Ve bunu yaparken
hiçbir şekilde rahatsız olmadığınızı farkettiniz mi?
Sokakta, arabada, markette çocuk şarkıları mırıldandığınız
olmuyor mu? Daha doğrusu artık hep çocuk şarkıları mırıldanmıyormusunuz
? Ve ne hikmetse bebeğiniz olmadan önce hiçbir şekilde sahip
olabileceğinizi dahi düşünmediğiniz inanılmaz derecede kulak tırmalayıcı,
ince, inip çıkabilen, coşkulu ve yüksek bir sese sahip olduğunuzu
farketmediniz mi? Ve tüm arkadaşlarınız size korkulu gözlerle
bakarken siz hiç umursamadan o anın coşkusu ile bu mükemmel (!)
sesleri çıkararak meleğinizi kucağınızda hoplayıp zıplattığınızı
orasına burasına öpücükler kondurduğunuzu farkettiniz mi?
Peki peki kaç tane çocuk kitabını ezbere biliyorsunuz?
Ya da ya da giysi dolabınızda üzerinde bilimum çizgi film
kahramanlarının olduğu kıyafetlerin sayısına hiç dikkat
ettiniz mi? Eşinize yılbaşında üzerinde Mickey Mouse olan bir
kazak almayı planlamadınız mı? Ve artık sokaklarda Disney
World'den gelmişcesine bunları giyerek ve bundan da çok hoşlanarak
gezmiyor musunuz?
Peki arkadaşlarınıza gözlerinizden yaşlar gelerek sabah
seyrettiğiniz susam sokağını anlatmıyor musunuz? Ya da en ağlanmayacak
filmlerde hüngür hüngür ağlıyor ve artık gözyaşlarınızı
saklama gereği dahi duymadığınız olmuyor mu?
İşyerinizi o meleğinizin yüzlerce fotoğrafı süslemiyor mu? Akşam
işten sonra bir yere gidelim diyen arkadaşlarınıza hiç düşünmeden
hayır demeye başlamadınız mı?
Artık eskiden hiçbir şekilde toplum içerisinde söyleyemeyeceğiniz
kelimeleri günaydın dermişcesine büyük bir rahatlıkla söylemiyor
musunuz?
Herşeyden önemlisi artık ne kadar güzel dokunabildiğinizi ve
dokunuşun gücünü farketmediniz mi?
Bu liste böyle uzayıp gider. Bu yazıyı yazarken şunu farkettim.
Evet evet ben bunu çok seviyorum. Kıyafetlerimdeki lekeleri, saçımdaki
kurumuş yemek parçalarını, çocuk şarkılarını, çıkardığım
o anlamsız sesleri, tüm çizgi filmleri çok ama çok seviyorum.
Çünkü bunların hepsi benim oğlumun izleri, bana onu hatırlatan
şeyler, nerede olursam olayım o hep benimle.
Hadi bana yazın, burada yayınlayalım. Sizde o ilk günlerden
neler kaldı? Anne baba olduktan sonra önceden aklınıza dahi
gelmeyen neler yapmaya basladınız?
Adres: trampet@annecocuk.com
|