AnneCocuk.com

Kadın, Aile ve Çocuk Sitesi 

 
AnneCocuk.com

Önsöz


Bebeğinizin İsmi

Biraz da Eğlenelim

Kitap Almak için:



Kadın Gebelik Çocuk Çocuk Klübü Forum & Chat Küçük İlanlar
 

P E N C E R E

Demet Eşrefoğlu Vardar 

Nisan 2002, İstanbul

Eski Yazılar

2000'li Yıllarda Çocuk Olmak
Babalar ve Annelerin Çocukları
Anne Bana Bir Kardeş Yap
Tüm Vedalarım
Masum Birer Anneyiz...
Sarı Damperli Kamyon
Pencere
Başlarken
Mutluluk
Hoşgeldin Bahar
Kreşler mi Ev mi?
Vakit Geçirmek mi ?
Nasıl Biriyiz?
Çocuğum Özel mi?
Güle Güle Yaz...
Fotoğraflar ve Biz
Çocuğunuz Yemiyor mu?
Herşey İçin Söz Veriyorum
Bayram ve Yepyeni Bir Yıl
Arkadaşlarıma Mektup
Çocuklarımızın Yetenekleri
Günlüklerim... Öykülerim...
Bütün Annelere

 

 

Günlüklerim...Öykülerim...

Yazı yazmayı ne kadar sevdiğimi bilir, beni tanıyan herkes. Durmaksızın, bıkmaksızın, doymaksızın yazarım ben. Yıllardır günlük tutarım. Bir de yazmanın ötesinde bütün ilkleri kaydetme huyum vardır. İlk günlük yazmaya başladığım yılı bile kaydetmişim. 16 Şubat 1984. İyi mi? kötü mü? hiç bilmiyorum, ama hayatım küçük boy çanta ajandalarının ve büyük boy günlüklerin arasında geçip gidiyor. Arada bir eskileri karıştırdığımda, yüzlerce not kağıdına yazılmış küçük notlar, tarihler ve isimler beni mutlu ediyor. Eskiden, şöyle üç parmak kalınlığında kırmızı ciltli, üzerinde sarı yaldızla ismimin yazıldığı deftere yazar dururdum. Son sekiz yıldır da her yılı bir ajandaya zar zor sığdırıyorum. Hayatımın en zevkli kısmının yazmak olduğunun farkındayım. Yıllar sonra 91 yılının ajandasından 14 Ekim'i açıp baktığımda, o gün ne yaptığımı, neler hissettiğimi bilmek hoşuma gidiyor. Hoşuma gitmek te ne demek, bayılıyorum. Artık günlük yazmak da kesmiyor beni, son 10 yıldır öyküler yazıyorum. İlkin küçük öyküler yazdım, benim bile önemsemediğim. Sonra annemle kardeşime okuttum heyecanla. Onların övgüleri karşısında kendi kendimi "bir İnci Aral, bir Nazlı Eray mı yetişiyor ne" diye pohpohlayıp durdum. Hiç unutmuyorum, hayatımda yazdığım ilk öykü 4. sınıfta (veya 5. sınıfta tam hatırlayamıyorum) yazdığım bir kompozisyondu. Küçük bir çilek tanesinin hayatını anlatıyordu. Dünyaya ilk gözünü açtığında ilkin gözüne dolan, burnuna dolup tıksırtan toprakla tanışışı, yeşilken zamanla büyüyerek kan kırmıza çalan bedenini, üzerindeki minik inci tanelerini, boynunun tam ortasına oturtulan yeşil yakalığını tarif etmiştim. Tarladan nasıl koparıldığını, annesi ile ayrı sepetlere düştüğünü, sonra sepete uzanan bir elin onu seçip, üflediğini, tam ağzına atarken ki halini anlattım. Maalesef saklamamışım onu. Ama hatırlıyorum, tombalak yazımla, bir buçuk çizgili dosya kağıdını dolduran bir öykü idi. Sonra günlüğe başladım ve hala devam ediyor bu serüvenim. İlk öykümü Ocak 1992'te yazmışım. Adı da "Samsun Asfaltı"'ydı. Hala her okuduğumda, Ankara'dan Elmadağ'daki işime servisle giderken, Mamak'taki gecekondular gelir gözümün önüne. Gecekonduların önünde çömelerek dantel ören yazmalı kadınları, koşturan sümüklü, kabak kafalı oğlanları, yapağı saçlı kızları hatırlarım gülümseyerek. Onları ne kadar sevdiğimi ve özlediğimi duyumsarım usuldan. O öykü, ilk ağzıma attığımda dilime dokunan bonbon şekerinin tadı gibidir. Sonraki şekerler asla, ilk anki o zevki vermez bana. 1998 Yılının eylül ayında "Yaşasın Edebiyat" adlı dergide yayınladığında, İzmir'in yapış yapış sıcağında, bir tatil dönüşü yol alırken, sanki ilk kez bu öyküyü okuyormuşcasına taramıştım satırları. Sonra onu bir dolu dergi takip etti. Hepsini heyecanla okudum ancak, hiç biri bonbon şekerinin dilimde biraktığı ilk tad olamadı. Ama şekeri çok severim ben(!) Belki kendimce o öyküye torpil geçmiş olabilirim. "Çikolatalı Krep" adlı öykümde, eşimle yaptığımız Paris gezisini anlatmıştım. Şimdi o öykünün 3. plaketi salonumu süslüyor ve her gözüme takıldığında aklıma Champs Elysees'de yediğim kreplerin tadı doluşuyor damağıma.

Yazdığım tüm öykülerde, ya öykünün kahramanlarından biri, ya mekan, ya da olay gerçektir. Kimse bilmez bunu. Beni çok iyi tanıyanlar bile okusa, onun bir öykü kahramanı olduğuna öyle bir inanırlar ki, dolayısıyla bu eğlenceli durumun tadını çıkarmak sadece bana kalır. Belki de o öyküleri bana hala, aynı ilk yazdığım anki gibi sevdiren de, onların içindeki birinin gerçek olduğunu bilmemdir. Bu bir oyundur aslında. Kendimi ya da sevdiğim birini öykünün baş kahramanı yapıveririm. Ya büyük ve imkansız aşklar yaşar ya da ayrılığın, aşkın, acının yaşandığı mekan benim en ince ayrıntısına kadar bildiğim bir yerdir. Genç kadının sinirle sigarasını silkelediği küllük benim mutfağımdaki küllüktür. Ya da genç adamın başka kadınla birlikteyken kaşmir paltosunu astığı askılık benim koridorumda durmaktadır. Yıllar sonra ilk kez karşılaştıkları yer aslında benim o zamanki erkek arkadaşımla sıkça geçtiğim bir Ankara sokağıdır. Karaköy-Bostancı vapurundaki yaşlı sevgili, işe gidip gelirken vapurda sıkça karşılaştığım kendi halindeki o yaşlı adamdır. İşte bu sebeplerden dolayı öykülerimi her okuduğumda yeniden bir şeyler hissedip, gülümserim.

Bir dönem çocuk öyküleri yazdım. Hatta ilk yazdığım öykü -küçük çınar yaprağı- TRT deki bir çocuk programında çizgi film olarak yayınlandı. O çizgi filmi seyrederken, doğum yapmama on gün kalmış, evde uzanmış oturuyorum. Çizgi filmin sonuna doğru ekranda beliren
Yazan: Demet Eşrefoğlu Vardar
yazısı çıkınca, az daha erken doğum yapacaktım. Çok entresandır ki, çocuğum olmayana kadar bir dolu çocuk öyküsü yazdım. Anne olduktan sonra bunu daha kolay becerebileceğimi düşündüm. Ama çocuğum olduktan sonra öykü yazmak yerine onunla yeni öykülerde yaşamak daha zevkli geldi. Aslında onunla yaşadığım her an başka bir macera. Bana her dokunuşu, her öpüşü, imkansız bir aşk.

Eşimin desteği ile de yazmaktan ve okumaktan sıkılmayacağımı biliyorum. Yakınlarınızda iyi bir okuyucu, edebiyata değer veren bir insan, kitaptan geçilemeyen bir eviniz varsa zaten buna mahkumsunuz. İnsanoğlu ailesindeki alışkanlıkları devam ettirme konusunda çok iddialı. Benim küçülüğümden beri evimizin kocaman bir kütüphanesi vardır. Oysa şimdi kendi evimde o devasa kütüphaneyi 5 katlayan bir dolu kitaplığımız var. Karı koca okumayı seviyoruz. Küçük kızım bile eline gazete alıp, yüksek sesle haberleri okuyor. Kızımında bu çizgide gideceğini ümit ediyorum. Her okuduğunuz satırda mutlaka öğrenilecek bir şey olduğuna inananlardanım ben. Okumak dinlendirirken beni, yazmakta rahatlatıyor. Tabii yazdığınız öykülerin ödüllendirilmesi çok hoş elbette ya da tanıdık edebiyat dergilerinin sayfalarında görmek gurur verici. Yapılan yarışmalarda, yüzlerce kişinin arasından ışıltı saçanı seçmek gibi teorilerinin doğruluğuna da pek inanmam aslında. Ama yine de katılıyorum. Bunun amacı ışıltımı o kadar ınsanın arasından farketsinler diye değil de, öykülerimin el sallayışlarını görsünler, kokusunu hissedip tadına baksınlar diye isterim. Sayın İlhan Selçuk'un yıllar önce, Cumhuriyet Gazetesinde çalışırken bana dediği gibi "sizde yazarlık kumaşı var" cümlesi beni zaten kendi gözümde ayrıcalıklı kılmıştır. "Yazarlık kumaşı var ama işlenmeli. Bıkmadan yazıp okumalısınız" diyen nazik sesi ve ölçülü beyefendiliği ile bana yol açmıştır. Çok sevdiğim yazarlardan biri olan Buket Uzuner'in geçen senelerde bana yolladığı e-mail'de "öykünüzü okudum, siz zaten genç bir yazarsınız" cümlesi ise bana kanat takmıştır. Unutmamam gereken asıl ve gerçek destekleyicim, aynı zamanda editörüm, eleştirmenim Sevgili eşim Bülent her zaman yanımdadır. Yazdığım her yazı onun süzgecinden geçsin ve ilk okuyan o olsun isterim.

Yapılan yarışmalarda, verilen ödüllerin hep aynı kişilerin arasında dönüşümlü olarak paylaşıldığını, ya da onların bu mevkiye gelmiş oldukları halde neden bu yarışmalara hala katıldıklarını anlamam bir türlü. Artık o çok tanıdık bildik yarışmalara katılmakta gülünç geliyor. Çünkü biliyorsunuz ki, o dönem gündemde olan, ya da yeni kitabı çıkmış bir usta ya verilecek bu ödül. Meşhur gazeteciler ve yazarlar adına düzenlenen bütün ödüllerin yine aynı camia içinde paylaşıldığını görüyorum ümitsizce. Tek anlamadığım şeyin, onların bu 1. 2. veya 3.'lük ödüllerine ihtiyaç duyup duymadığı. Para ödüllü yarışmalarda durum farklı olabilir ama öteki durumlar biraz kafa karıştırıyor. Acaba birbirlerini mi seçiyorlar diye düşünmüyor değilsiniz. Allahtan herşeye rağmen ayakta kalabilen bir iki adamakıllı edebiyat dergisi var da bizim gibilere imkan tanıyor.

Bir gün tanınmış bir öykücü olur muyum bilmiyorum. Raflarda kitabımı gören birileri, "aa bu kadın yıllar önce internette de yazıyordu" der mi, onu da bilemem ama öykü yazmaya, günlük yazmaya devam edeceğimi biliyorum. Farkettim ki, kendimi en iyi ifade ettiğim, sansür koymadığım, süslemediğim, değiştirmediğim tek şey yazmak. Sizde, yazmasanız bile, bol bol okuyun. Okuduğunuz her öyküden çıkarılacak bir şey vardır. Okuduğumdan beri kelime hazinemin arttığını farkettim. Eskiden belkide 300 kelimeye sığdırdığım konuşmamı, şimdi daha canlı, renkli ve teklemeden yapabiliyorum. Okumayı sevmeyen bir toplum olduğumuzun farkındayım ama ümitsiz değilim. Okumaya, gazete okumaktan başlayabiliriz. Tv deki o saçma, birbirinin ardına yayınlanan magazin programları yerine okuyun lütfen. Düşünün bir kere; o manken kimleymiş? bilmemne nerde yemek yemiş? şu klüpte çıkan gay kimmiş? niye ilgilendirsin ki bizi. Başkalarının eğlencesini seyretmek, arsızlıklarını izlemek ya da tatil programlarını dinlemek ne kazandırır bize, hiç düşündünüz mü? Televizyona muhalif olduğum için değil gerçekten, aslında keşfetmeyi hep ertelediğimiz harika kanallarda yok değil. Bizim evde en çok seyredilen kanalın NTV, CNN Türk, National Geography, Discovery Channel, Euro Sport olduğunu söyleyebilirim. Bu kanallar sayesinde kızımın zevkleri ve seçimleri kalite kazanıyor. Öbür kanalları seyretmiyor muyum, elbette arada bakıyorum ama aslolan kanallarımız bunlar. Uçucu bilgi ve görüntülerin yerine kalıcı olanları tercih ederim ben. Aslında önemsemediğimiz ve göz ardı ettiğimiz pek çok seçim bize ve yavrularımıza farklılıklar katabilir. Ya da okuduğunuz bir kitap hayatınınıza yeni ümitler katıp, sizi yüreklendirir.

Yeni kelimelere, yeni bilgilere, yeni öykülere ihtiyacımız olduğunu asla unutmayın.

Sevgiler

.

 

 

Click Here!

 

Handan Baykan Yazıyor


Demet Eşrefoğlu Vardar Yazıyor


Çocuğunuzun ve ailenizin karşılaşabileceği sorunlara bir bakış


Çocuk odası nasıl dekore edilmeli


Çocuk Güvenliği
Çocuklarımızı kazalardan korumak için almamız gereken önlemler...


AnneCocuk.com'u giriş sayfanız yapın

 

 


Ana Sayfa ] Kadın ] Gebelik ] Çocuk ] Çocuk Klübü ] Forum ] Küçük İlanlar ]
Önsöz ] Kullanım Kuralları ] Ekibimiz ] Bebeğinizin İsmi ] Eğlencelik ]


Bu site ile ilgili öneri, eleştiri ve sorularınız için lütfen webmaster ‘a yazın...
Bu site Lidya.Net tarafından hazırlanmış ve Lidya.Net web sunucularından yayınlanmaktadır.
Bu sitede yayınlanan yazı ve grafikler AnneCocuk.com kaynak gösterilerek kullanılabilir.

AnneCocuk.com'u  Kasım 1998 den bu güne kadar 

 kişi ziyaret etti