AnneCocuk.com

Kadın, Aile ve Çocuk Sitesi 

 
AnneCocuk.com

Önsöz


Bebeğinizin İsmi

Biraz da Eğlenelim

Kitap Almak için:



Kadın Gebelik Çocuk Çocuk Klübü Forum & Chat Küçük İlanlar
 

P E N C E R E

Demet Eşrefoğlu Vardar 

Mart 2001

Eski Yazılar

2000'li Yıllarda Çocuk Olmak
Babalar ve Annelerin Çocukları
Anne Bana Bir Kardeş Yap
Tüm Vedalarım
Masum Birer Anneyiz...
Sarı Damperli Kamyon
Pencere
Başlarken
Mutluluk
Hoşgeldin Bahar
Kreşler mi Ev mi?
Vakit Geçirmek mi ?
Nasıl Biriyiz?
Çocuğum Özel mi?
Güle Güle Yaz...
Fotoğraflar ve Biz
Çocuğunuz Yemiyor mu?
Herşey İçin Söz Veriyorum
Bayram ve Yepyeni Bir Yıl
Arkadaşlarıma Mektup
Çocuklarımızın Yetenekleri
Günlüklerim... Öykülerim...
Bütün Annelere

 

 

Sanal Bir Pencereden Merhaba

Herkese yeni ve heyecan dolu bir merhaba. Bundan böyle yeni bir köşede yeni bir isimle tanışıyorsunuz. Ama inanınki bende sizlerle olmaktan tahmin demeyeceğiniz kadar heyecan duyuyorum. Pencere adını verdiğim bu köşeden sizlere seslenirken yazacağım yazılardan faydalanabilmenizi ya da sizi gülümsettiğini, “hah tamam bende böyle düşünüyordum” dediğinizi bilmek te mutluluk verecek.

Benim 3 yaşında bir kızım var ve anne olmayı aslında ne kadar benimsediğimi, özümsediğimi yada böyle bir birlikteliği paylaşmaktan garip ve deli bir haz duyduğumu söylemeye gerek yok sanırım. Çünkü her kadın, hatta taa bebeklikten başlayan bir dürtüyle (ve bilimsel olarak kadınlarda varolduğu söylenilen bir hormonla) anne olmaya her zaman hazır ve hevesliyizdir biz kadın cinsi… Dikkat edersek kız çocukları bebekle oynar erkek çocukları ise kamyonla, topla oynar. Doğduğumuz andan beri rollerimiz öyle bir kesin sınırlarla belirlenmiştirki, bu hayatımızın ilk saniyesinden itibaren başlar. Sizinle paylaşmak istediğim o kadar çok şey varki, özellikle henüz anne olmamışlar ve buna hazırlananlara minicikte olsa faydası olacak ve biz anneleride gülümsetecektir.

Nerden başlayacağımı düşünüyorum ve elimde ilk hamile olduğumu öğrendiğim günden beri kızım için tuttuğum günlükle başbaşayım. “bir iki saat önce hamile olduğumu öğrendim. İlkin kulaklarım arkası karıncalandı garip bir şekilde. Hastanenin geniş koridoruna dizilenmiş mavi arkalıklı koltuğa oturup kısa kısa ve heyecanlı nefesler aldım. Ama oda yetmedi. Bir kanadım olsaydı eğer, hemen havalanır, yalnız kalabileceğim bir ağacın dalında saatlerce öterdim. Hiçbirşeyi net olarak algılayamayaşıma inanamıyorum. Ben anne mi olacağım?” İşte ilk hissetiğim şeyler kısaca bunlardı. Bunlar sadece bir başlangıç. Aslında o an hissedemediğimiz o kadar çok şey varki. Yeni bir hayatın başladığını biraz geç farkediyoruz nedense. Zor, yorucu, gecelerin uzun, gündüzlerin kısa sürdüğü , koşturmanın asla bitmeyeceği bir yolculuk başlıyor. Ve en iyi bildiğimiz şeyde bu yolculuğun ve koşturmanın asla bitmeyeceğini bilmek. Bebek yatağında başını sağdan sola çevirdiğinde sevinç çığlıkları atıp, telefonla herkese bu müjdeyi veren ben, mutfaktaki tezgahın üzerine salatalıkları ve havuçları ayırarak kurulayan ve aynı hizaya dizen kızımın bu gelişimini aynı heyecanla seyrediyorum. Aslında benim heyacanımda ve telefonla verdiğim müjdelerde hiç bir değişiklik yok. Değişen sadece “anne memesini ağzına kendi soktu üstelik bana bakıp gülümsedi” nin yerini ben öksürürken gayet üzgün bir ifadeyle “senin için üzülüyorum Demet” söylemleri alıyor. Hayat, takip edemeyeceğimiz ve yakalamayacağımız bir hızla akıp giderken yapılacak tek şeyin, duyumsadığımız her kokunun, görebildiğimiz her rengin ve hissedebildiğimiz her anın tadına varmak olmalı.

O kadar çok ayrıntıyı not etmişimki, inanılır gibi değil. Doktoruna gittiğimiz ilk gün, o karnımdayken dansettiğimiz ilk müzik, ona aldığım ilk eşya, yaptığım sebze çorbaları, doğduğu ilk günkü döviz kurları… vs, vs. Saklanmış bir dolu şey; ultrason kağıtları, hamile olduğumu gösterir test raporları, doğumunun gerçekleştiği günün gazeteleri, koluna taktıkları isminin yazdığı bileklik. Ama bunların benim için ne kadar önemli olduğunu sanırım bir tek ben bilebilirim.

Ah biz anneler keşke biraz daha rahat ve esnek olabilsek. Kendime sık sık söylediğim bir şey vardır; “bu çocuk sadece benim değil, bu bizim ortak çocuğumuz bunu unutma lütfen” Aslında buda yanlış bir ölçüde, çünkü kimse kimsenin olmamalı, biz sadece onları büyüyene kadar, kendi başlarının çaresine bakana kadar yanınla olan, kollayan ve delicesine seven ebeveynleriz. Ama bunu çoğumuzun unuttuğunu biliyorum. Çünkü insan denen canlının “sahip olma” güdüleri hepsinden daha fazla çalışıyor sanırım. Hayatımız birşeylere sahip olmak isteği ve hırsıyla geçiyor. Üstelik bir canlıya (heleki size anne-baba diyen, sarılıp yanağınızı ıslatarak öpen, kucağınızda bir kedi gibi tırmanarak uyumaktan haz duyan, minicik elleri, yumuşacık ayakları olan, kokusunda sarhoş olduğunuz, sesinde coştuğunuz bir canlıysa bu…) sahip olmak daha da azdırıyor, salyalarımızın akmasına sebep oluyor. Aslında bunu tamamen, her saniye dev gibi büyüyen sevgiden yaptığımızı biliyoruz. Keşke hayatta yaptığımız her şeyin dozunu ayarlayabilecek bir iç mekanizmamız da olabilse. İşte o zaman yanlılşara ve aksaklıklara yer olmayacaktır. Ama olmadığına göre bu denge yine bize kalıyor. Kadın ve anne duyarlığıyla bunu ayarlayabileceğimizi (bir parça da olsa) umuyorum. Umuyorum diyorum ama, umarken de bu hataya düştüğümü itiraf etmeliyim. Çünkü biz annelerin sahiplenici, kollayıcı tavrı yüzünden babaların işi biraz daha zorlaşıyor sanırım.

Çocuklar, hayatın beyaz sayfaları, pembe düşleri, en güzel kokuları, en unutulmaz anıları. Bu listeyi herkes kendine göre o kadar uzatabilirki… Onlar olmazdan evvel, hayatın ne kadar rahat, sorumsuz ve keyifli olduğunu biliyoruz ve dibine kadar bunun keyfini çıkartıyoruz. Ama onların yaşamımızın çerçevesine ilk girdikleri andan itibaren bocalamamak ve paniğe kapılmamak -özellikle yeni anneler için- mümkün değil. Şimdi yüzüme yerleştirdiğim rahat bir gülümsemeyle anımsıyorum; altını yıkarken dirseğime kadar bulaştırmayı becerdiğim kakalarını, ilk muhallebisi püskürttüğünde lensime yapışan mamalarını, minicik küvetinde kaygan vücudunu tutmaya çalışırken devirdiğim suları, salonun ortasındaki su gölünde ne yapacağımı bilmez halde elimde ıslak çocukla kalakaldığım anları, “sen bir saniye beni bekle tatlım, odandan bezini getireyim” deyip, elimde bezle döndüğümde, oturmaya kıyamadığım kırmızı kadıfe kanapemin ıslandığını farkettiğimdeki hayalkırıklıklarını hatırlıyorum. Keşke hatırladıklarımız hep böyle şeyler olsa. Hastalıkları, kazaları, mutsuzlukları ve üzüntüleri onlardan uzak tutabilmenin bir yolu olsa ne iyi olurdu. Hayat hep keyifli anlarıyla yaşanmıyor maalesef. Ama tek dileğimiz ve ümidimiz bütün bu aksaklıkları minimuma indirgemek ve en az hasarla atlatabilmek. Paniğe kapılmamak, soğuk kanlı olabilmek, ilk an ne yapacağımızı iyi bilmek, bazı talihsiz olaylara karşı önceden hazırlıklı ve bilgili olabilmek… Bütün buları yapabilmekte; çocukla ilgili herşeyi okuyun, lütfen onlarla ilgili dökümanları araştırın, doktor ve hastane numaralarını heryere (evdeki telefon yanına, buzdolabının üstüne, cep telefonunuza, vs) keydedin, eğer çocuğunuz evde bakılıyorsa; komşunuza, kapıcınıza size ve eşinize ulaşabilecekleri telefonları bildirin, yuvada bakılıyorsa, yuvadaki yetkililere sizin ve eşinizin ya da sizi en kolay bulabilecek kişilerin telefonlarını veriniz. Bunlar sadece alabileceğimiz küçük önlemler.

Sevgili anneler ve sevgili arkadaşlar, benim sizle olmaktan duyduğum keyfi sizinde duyabileceğinizi ummak bile çok hoş. Bir anne olarak yazacağımız şeylerin bitmeyeceğini tahmin edebilirsiniz. Çünkü çocukla yaşanan her saniye bir anne için sayfalarca anlatılacak bir olaydır. Dünyadaki en büyük, en önemli, en eşsiz üretimin çocuk olduğunu herkes biliyor. Lütfen sizde unutmayın ki, onlarla yaşamı paylaşmak, onlara bir şeyler öğretebilmek, sizi özlediğini duyumsayabilmeniz, uyurken terli başını göğsünüze koyması başka hiçbirşeyle değiştirilemeyecek kazançlar. Birşey daha rica ediyorum sizlerden, lütfen her zaman, aklınızdan her geçtiğinde onu sevdiğinizi söyleyin. Bu onları şımartmayacak aksine, sevildiğini bilmek onu mutlu edecek ve güvende olduğunu hissettirecektir. Yakınınıza her geldiğinde, size her dokunduğunda sizde okşayın onu. Sizin sıcaklığınızı hissetmek rahatlatacaktır onu. Zaten onun istediği de size dokunmak, size sarılmak ve sevildiğini duymaktir. Biz bile bu yaşta, annemiz, babamız, kardeşlerimiz ya da eşlerimiz tarafından sevilidiğimizi duymaktan, onlara sarılmaktan ne kadar keyif duyarız öyle değilmi. Şimdi ilk gördüğünüz anda onlara sarılacağınızı bilmenin rahatlığı ile -şimdilik- hoşçakalın diyorum.

Demet Esrefoglu Vardar
Mart 2001

.

 

 

Click Here!

 

Handan Baykan Yazıyor


Demet Eşrefoğlu Vardar Yazıyor


Çocuğunuzun ve ailenizin karşılaşabileceği sorunlara bir bakış


Çocuk odası nasıl dekore edilmeli


Çocuk Güvenliği
Çocuklarımızı kazalardan korumak için almamız gereken önlemler...


AnneCocuk.com'u giriş sayfanız yapın

 

 


Ana Sayfa ] Kadın ] Gebelik ] Çocuk ] Çocuk Klübü ] Forum ] Küçük İlanlar ]
Önsöz ] Kullanım Kuralları ] Ekibimiz ] Bebeğinizin İsmi ] Eğlencelik ]


Bu site ile ilgili öneri, eleştiri ve sorularınız için lütfen webmaster ‘a yazın...
Bu site Lidya.Net tarafından hazırlanmış ve Lidya.Net web sunucularından yayınlanmaktadır.
Bu sitede yayınlanan yazı ve grafikler AnneCocuk.com kaynak gösterilerek kullanılabilir.

AnneCocuk.com'u  Kasım 1998 den bu güne kadar 

 kişi ziyaret etti