| YOLUMUZDA
BİZİ BEKLEYENLER...
Kader, tesadüf, nasıl
adlandırırsak adlandıralım hepinizin başından geçmiş açıklanması
mümkün olmayan olaylar var.
Ne kadar ön hazırlık, plan
yaptıysak da olaylar zincirleme oluşup tamamen farklı yollara,
sonuçlara varabiliyor. Hayatın da en heyecanlı yanı bu olsa
gerek. En renksiz anlarda bile ansızın renklenebiliyor. En ümitsiz
anlarda ümitlenebilmesi gibi…
Seneler önce bir yolculukda
başımızdan geçen olay bu yüzden halen aklımda…
Eşim ve ben henüz açılmamış
bir anayola konulan yeni sapak işaretini görüp, havanın yağışlı
ve şimşekli oluşu ve gece oluşu gibi bir takım nedenlerle dalmış
bulunduk. Yolun iki yanında dizili kum tepecikleri, ışıksız oluşu
ve hiç bir aracın geçmeyişi nedeniyle bir müddet sonra yaptığımız
hatayı anlasak da yöre tanıdık olduğundan yolumuza devam ettik.
Hasandağı’nı kendimize pusula edebilmemizden dolayı içimiz
rahatlamışken yol uzerine aniden çıkan bir beyazlıkla yavaşladık.
Anarşi olaylarının yoğun olduğu yıllara rastladığından ben
emniyeti elden bırakmamasını söylerken, eşim de karanlıkta
elinde uzun bir şeyler sallayan bu insana arabayı yavaşça yaklaştırdı.
Arabanın farları altında, iki elinde tüfek, pusu kurmuş sandığım
insanın, 15 yaşlarında kötürüm bir çocuk olduğunu kısa
zamanda gördük. Elinde salladıkları ise sadece tahtadan çatılmış
değneklerdi.
Sırtındaki beyaz gömlek yağmurdan
yaş bir halde, yüzünden gözyaşıyle karışık yağmur suları
damlayarak ve titreyerek açtığımız kapıdan girdi.
"Amca, yenge… ben azdım
(yolumu şaşırdım)… Siz nereden geldiniz? Hizir gibi yetiştiniz!
gibi bir nefesde söylediği sözleri sorularımızla sıraya sokmasına
yardımcı olunca olayın niteliğini anlamamız mümkün oldu.
Küçuk yaşda geçirdiği çocuk
felci nedeniyle yürüyemeyen bu genç çocuk, sabah ailecek
gittikleri tarlalarında beklerken diğerleri yemek getirmeye gitmişler.
Fakat yağmur ve şimşek bastırınca onlar köylerinde, çocuk ise
tarlada kalmış. Bir müddet sonra ümidini yitirip tarlaların içinde
karanlıktan yolunu şaşırıp, değneklerin yardımıyla henüz açılmayan
bu yolda bulmuş kendini. Bir geçen olur umidiyle yol kenarında
saatlerce oturup dua etmiş. Zaten zayıf olan bedeni tam yıkılaçakken,
bizim arabamızın ışıklarını görünce olanca gücüyle yola fırlayıp
durdurmaya çalışmış.
Hikayesine noktaladığında
eşimle birbirimize bakıştık kaldık… Yolumuzu uzatan, planda
olmayan bir sürü olay zincirine hayıflanmalarımız bir anda bu
genç çocuğu bulabilmekden dolayı sevince dönüşüverdi.
Tüm ümitlerini kaybetmişken
bizim teklif ettiğimiz çarelerin çokluğundan rahatlamış, ısınıp
kurumuş bu çocuğun yüzündeki pırıltı halen ikimiz için de
capcanlı bir hatıra. Köyünün yolu yağmurdan balçık olduğundan,
bizim bırakmamızı istediği kasabalarının camisinde, eşim genç
çocuğu tanıdığı insanlara teslim ederken… onlardan ertesi gün
köyüne varabilmesi için teminatlar alırken, cebine koyduğu uç
kuruşla karnını doyurmasını tembihlerken ben arabada oturmuş,
utancımı kendime affettirme çabasındaydım.
Kimdi bu köturum çocuğu
tarlada bırakan insanlar? Bu tarafını sormaya bile yanaşmadık.
Hepimizin olanakları, düşunce yapısı farklı. Belki tarlada
kuytu bir köşe olduğundan çocuğun daha fazla emniyette olduklarını
düşündüklerinden ertesi sabahı beklemeyi tercih ettiler…
Belki yollara düşeceğini hesaba bile katmadılar. Belki arkasından
geldiler ama çocuk oradan ayrıldığı için bulamadılar. Belki
öyle… belki şöyle… Hakim değilim, onlarn hayatlarn yaşamıyorum,
durumlarn yargılayamam… Bildiğim tek şey hiç bir insann
yavrusuna kötülük gelmesini istemeyeceği… Kocasını kaybetmiş
bir Anadolu kadınının tüm imkanszlıklara rağmen, kötürüm
evladını onbeş yaşına getirebilmiş, tertemiz beyaz gömlek
giydirebilmiş olması benim yaptığım anneliğin çok ötesinde…
Bu annenin duygularını ve paniğini düşündükce de kıvranıp
kalmamak elde değil.
Benim yargılarım kendi
sorumluluklarım paralelinde. Ön yargılarımız ağır basıp da
bu çocuğun yanından durmadan geçseydik neler olurdu? Durup
dinlemek anlamanın yarısı. Anlamadan yardım etmemizde olasılık
dışı değil mi? Ya tesadüfler/kader bizi bu yola sokmasaydı? Ya
gün ışığında çocuğunu aramaya koyulan anne ben olsaydım? Ya
bulduğum evladım son ümidini de söndürüp canını teslim etmis
olsaydı?
Kaçırdığınız uçak,
gidemediğiniz yol, plan dışı gelişen bir takım olaylar olduğunda
iyi bakın çevrenize. Olayın kendimizi saran kısmını aşabildik
mi görülebilecek, el uzatılabilecek küçüklü büyüklü yürekleri
kaçırmayalım. Hayatları bizimkilerle bir anlık bile kesişse bu
insanlarla paylaşacaklarımızı kaçırmayalım. Bizim
heybemizdeki sıradan yiyeceğin bir lokması başka insanlara
ziyafet gelebilir.
Zifiri karanlıkta bir
kandilin hikmetini hepimiz biliyoruz. Kandil elimizdeyse yüz mumluk
ampullerin yanmasını beklemeyelim. Hele de tesadüfler/kader bizi
araç ettiyse…
Hepimizin hayatında bol
ışık ve sıcaklık dilekleriyle… |