| YAPABİLECEĞİMİN EN İYİSİ
Okul otobüsünün kapanan kapısı arkasından çocuklarıma bakıyorum. "Acaba yağmurluk yerine ceket mi giydirip yollasaydım?", "Sandalet yerine lastik ayakkabı mı?" diyen derinden bir sızıltı; çocuklarıma gülerek el sallamamın tadını kaçırmaya çalışıyor.
Ne zor şey şu annelik ! Ne çok "Acaba !" dedirtiyor. Henüz arpa boyu olduklar zamandan başlayarak koca adamlar olduklarında bile… Oysaki çocukluluk öncesi yaşam yeterince kargaşa doluydu. Henüz kendi "Acaba"larımızın çoğu çözülmemiş dururken şimdi çocuklarımız için telaştayız. İçimizde büyüyen, kucağımızdan yere indirmeye kıyamadiğımız bebeklerimizin… Dünyaya adım adım saldığımız çocuklarımızın sorumluluğunun telaşında…
"Acaba amniyo olsam mı olmasam mı?", "Acaba spor yapsam mı yapmasam mı?", "Acaba bebeğime en yarayacak karnabahar mı yoksa havuç mu?" diye hamilelikle başlayan yüzlercesinin peşinden kavuşmayı gölgeleyen telaşlar… "Acaba sezaryen mı? Normal mi?", "Acaba ağrılı mı ağrısız mı?"…
Seçimler çoğaldıkça acabalar kafamızı karıştırıyor. Oysaki elindeki bir ekmeği beş çocuğuna bölüştürecek annenin seçimi çok kolay. Acabalara ayıracak zamanı yok. Sessizce bölüyor yavan ekmeği beş parçaya… Yarın kendine de ayırabileceği olur umuduyla bugün aç gezmeye acabanın kırıntısı kalmaz şekilde…
Kendi acabalarıma utanıyorum bu manzara gözümün önüne geldikce. Bebeğinin gozlerini kaybedişindeki babanın sancıları bulaşıyor bedenime… Yapabileceğinin en iyisini yapabilmek, tüm imkanları zorlamak çırpınışıyla bebeğini ışığa kavuşturmaya çalışışını düşünüyorum. Böyle çaresizliklerde çare aramak zorunda kalmasın analar/babalar diye duadayım. Belki renkleri tanımayacak bu bebek ama şimdiden sevgiyle alkımlı dunyası. Yapabileceklerinin en iyisini yapmaya çalışan anne/babasına bebeklerı adına şükranla… Yürekten tanımadıkları bir bebeğe koşanlara bir başka…
"Bana versin, ben vereyim!" düşüncesine papuç bırakmayan, yapabileceklerinin en iyisini yapmaya davranmaya hazır kişiliklerine… Ve onları böyle yetiştirmekle sorunlu olanlara, ekmeğini düşünmeksizin bölmeye hazır olanlara şükranla…
Her seçenek, gerisinde seçilmeyenini bıraktığından ve karardan etkilenecek canımızdan öte bir varlık olduğundan, çocuklarımız için acabalarımız kendimizinkilerden çok daha derin. Ne kadar kararlı olsak, ne kadar bilgili… yine de bir kuşkulu ses derinden kulağımıza fısıldamaktan vazgeçmecesine. Anneliğin yanında getirdiği ikramiye de bu olsa gerek; seçeneklerimizden ne kadar emin olsak da acabalardan yakamızı kurtaramamak.
Çalışan anneler "Yoksa çalışmasam mı?" derken, evdekileri de "Yoksa çalışsam mı?" diye sorguluyorlar kendilerini. Nedir en iyi olanı? Tum anneler amacımız bunu bulup vermek çocuklarımıza. Kim bilir en iyi olanını? Var mı böyle bir seçenek? Ya şimdi kucaklarımıza koşarak gelen bebeklerimiz yarın seçeneklerimize suçlamalarla karşılarsa? Ne olur cevabımız?
Elinde yaptığı resimle yanıma gelip oturan kızım ; "Anne, beğendin mi?" diye soruyor. Resimden önce kızımın badem gözlerine bakıyorum, ellerim resimin çizildiği kagıt yerine kızımın saçlarına uzanıp dokunuyor; "Ya sen! Sen beğendin mi yaptığın resmi? En önemlisi bu! Yapabileceğinin en iyisini yaptiğını düşünüyormusun?" diye soruyu geri yolluyorum yumusak bir sesle. Resmine henuz bakmamış olmanın verdiği rahatlıkla davranıyor dizlerinin üzerine… "Aslında daha iyisini yapabilirim !" diyerek masasina geri gidiyor; bir hevesle… Yapabileceğinin en iyisini yapmaya gayretle…
Belki doğru değil benim Ona soylediklerim. Belki bir uzman çıkıp tersini savunur. Belki okumadığım bir kitapta, hatta okuduğumun kaçırdığım bir paragrafında "sakın böyle konuşmayın çocukla!" diyordur. Belki adını geveleyemeyeceğim bir Latince suç işlemişimdir… Resmine bakıp; cok daha iyisini yapabileceğini bilmeme rağmen "Harika!" demem gerektiğini savunacak fikirler vardır. Yada yaptiğı resimi kızımın kendi yeterli bulmazken benim "Valla güzel olmuş kızım!" dememi gerektiren bir başka düşünce… Belki çocuğu az cesaretlendirmişimdir, yada fazla!…
Kızımın yapabileceğinin en iyisini yapmaya gidişindeki manzara o kadar guzel ki; kendi yeteneklerine güveni… Kendi kararlarına varmakta doğallığı… "Acaba!"larla bulandırmak istemiyorum hatırama yerleştirmeye çalıştığım bu anı.
Kendime; "Yapabileceğinin en iyisini yaptın ! Akişı durdurmadın" diyerek bırakıyorum kendi yakamı. Yanıma gelen kızım bir tüy hafifliğinde uçarak geldiği gibi gidişte… Kendi kararlarına ve çözümlerine… Kendi yeteneklerini tartmanın kuvvetiyle ve düşüncelerine bağ olmayışımın özgürlüğüyle. Benim sözlerim, davranışlarım değildi merkez. Onunkilerdi!… Birazdan tekrar yanımda; gözleri gözlerime bakıyor ışıl ışıl. "Anne, yapabileceğimin en iyisi bu şimdilik !" diyor övünçle. Eğiyoruz başlarımızı; saçlarımız birbirine karışıyor, yüreklerimiz kenetli; resimi inceliyoruz birlikte. Her ikimiz de yapabileceklerimizin en iyilerini yapmanin huzuruyla. O zaman patlatıyorum nidamı "Şahane Selin!" diyorum; gerçekten emeğini yeteneğini sakınmadığı eserine.
Anne oldugumdan beri zamanın akışına, hızına daha çok esef etmekteyim. Bol teğelli dikiş dikmiyorum asla !... Yapabileceğimin en iyisini zamandan çalmadan yapma çabasındayım. Dikişimin isabetliliğinden cok çocuğumun giydiğinde duyacağı hazda yoğunlaşıyorum. O ana varmak için; "acaba"ların zamanın akisini bozmasına izin vermeden yaşamaktan yana sçceneklerim. Birlikte seçiyoruz renkleri, desenleri… modelleri. Onaylarımız bizden gelmeli. Kendi acabalarımızı kendimiz yenmeliyiz. "Seçim yapmanın en zor olduğu yerde doğala yakını seçin ve ozellikle kendi doğanıza yakın olanını !" diyorum sürekli çocuklarıma. "Acabaların tuzağına düşmemiş olursunuz böylece" diyorum… Gelecek seçenekler dolu; ve seçenekler hatalara doğurgan. Ben istesem de olamam yanlarında her zaman. Doğala yakında daha az hata olması doğal! İnsanın kendi doğasıyla barışta olması gibi.
"Yiyecek çantan da elma mı götüreceksin armut mu?" diye soruyorum yediğine titiz oğluma. "Farklı yiyeceklerde farklı besi değerleri var. Dün elmaydı bügün armut olsun" diyerek sesli seçeneğine varışını izliyorum. İçimde topuklarım birbirine vuruyor. Ayağına ağabeyinin ayakkabılarını geçirmiş küçük oğluma acıyorum kapıyı. Ona göstermeden kendi ayakkabılarını alıyorum yanıma. Birazdan seçeneğinin yanlışlığını farkettiğinde yüzüne vurmadan vermek üzere. Birlikte düşüyoruz yollara ama Onlar benim göremediğim ufuklara gitmek üzere…
Yanınızda olmayacağım zamanlar gelecek oğullarım, kızım… bebeklerim, canlarım. Yarın bir gün bir zaman yanınızda olmayacağım. Ben yokken yapabileceklerinizin en iyisine varışta acabalar gölgelendirmesin istiyorum mutluluklarınızı. Anneliğimin mükemmelliğine kendi acabalarımdan varamazsam da, elimden gelenin en iyisini yapmanın huzuruyla geleceklerinize gidişlerinizde el sallayıp, uğurlamak istiyorum. Tekrar kollarıma uçuşunuza kadar tüy hafifliğinde huzurlu olasınız diye duadayım.
Hepimizin çocuklarına inançla,
Handan Baykan
|