ister köşkte oturalım ister gecekonduda hepimizin evlerinde iyi kötü bir misafir koltuğu mevcut… Bu koltukları da zaman zaman işgal eden Fikriye’ ler hepimizin yaşamında…
Fikriye' den kastım özel isim değil. İsmi seçişim rastgele... Hepimizin koltukta oturan Fikriye’ si de aynı değil. Fikriye’ ler teyze kızı, kayınvalide, görümce, komşu, akraba, dış kapının mandalı gibi bir çok insanlardan oluşuyorlar ve de hatta "Fikri" şeklinde erkek olanları da var. Dış görünüşleri ve sıfatları ne olursa olsun bu Fikriyeler’ in fikirlerini soralım sormayalım çekinmeden verişlerine hepimizin kulağı aşina…
"Perdeyi keşke "İpek Perde" ye yaptırtsaydınız" dan "Yaz tatiline mutlaka Didim’e gidin" e kadar bir cok konuda fikirleri beyan etmeye ve hatta "Valla en iyisi siz bu koltuğu şu köşeye koyun, dede yadigarı halıyı da verip bir makina halısı alın…"a kadar milyonlarca lüzumsuz fikire sahip bu Fikriyeler. Üstelik de yaşamın sahibinin kim olduğuna bakmadan uzaktan komuta etme hevesinde ve görgüsünde ( ! ? ! ? ). Sanırsınız "Yaşam Uzmanları"… Üstelikte Phd’leri sizin yaşamınızın ne olması, nasıl olması üzerine… Sizinle ilgili her konuda fikire sahipler…
Bu Fikriye’ ler çocuk sahibi olduğumuzda daha da cüretkarlaşmaya başlıyorlar. Kendi kendilerine bir terfiyle bir basamak daha yukselip cocuklara da komuta çabasındalar…
"Bebeği öyle yatırma" dan başlayıp, "Ceryanda kalacak", "Hırkasını giydirsen iyi olur" dan "Aaaa ufacık bebeğe ne konuşuyorsun, seni anlamaz ki" lere kadar ağızlarını her açışta bir önceki kapatışlarını gölgede bırakacak şekilde...
"Acaba bu konuda fikrini sormuşmuydum?" diye hafızanızı didiklemeye boş verin. Onlar "Acaba bana sorulmuşmuydu?" diye kendine sormadan sizin topraklarınızın göklerinde, yeni hedeflere izinsiz uçuştalar… "Bu bölgede uçuş yasaktır" uyarısı da verseniz hava topu atışına tutmadığınız sürece uçuşa devam edecek…
Yeni lohusa bir genç arkadaşı ziyarete gidişimi hatırlıyorum. Ziyaretçilerin arasında bir de Fikriye var. Her zamanki gibi ben konuyu bile açmazken sazı eline alıp da benim kısırlık tedavisi görmem için bilmem kim hanımın gittiği doktora görünmemi, bir de bilmem ne çayı içmemi … v.s. tavsiye etmesini önlemek icin kısaca selamlayıp Fikriye hanımın koltuğuna uzak bir köşe seçiyorum. Gün özel bir gün. Doğum kutlanacak… Bebeğe "Hoşgeldin bebek" denilecek… Fikriye hanım bırakır mı; "Ben lohusayken şöyle yaptım siz de böyle yapın…" diye almış bir başlıyor saza; çal habire çal… İstek var mı yok mu sormaya, yoklamaya kendine zaman vermeksizin… Yarım saatlik sessiz ziyaretten sonra müsade isteyip, tebriklerimi yineleyip kalkıyorum… Fikriye’ ye kapıyı gösteremeyen lohusa arkadaşa acırken kendime "canını kurtaran yaşasın!" diyen gizli sevinçle uçarak uzaklaşıyorum.
Fikriye’ ler ilk tanıyışta bu kadar belli etmiyorlar kendilerini. Sunduğumuz koltuklarda usturuplu oturmaya çalışıyorlar. Sorulunca söylüyorlar, "Siz bilirsiniz" diye bırakıyorlar sözü… Sonradan ne oluyor bilmem; nasıl da Fikriyeleşiyorlar... Şimdi artık evimizde odadan odaya izinsiz dolaşçasına bir cüretle bizden rahat geziniyorlar. Sabırlarımızın kırmızı ışığına da omuz silkeleyerek…
Kendi anne babalarının yanında çocuklara terbiye verenlerini ya da anne babaların terbiye yöntemlerini eleştirenleri bile görüyorum. "Aaaa çocuğu rahat bırakın, daha çok küçük" den tutun "Benim torunum O… Üzmeyin ne istiyorsa alın, verin" e kadar boy boy cins cins terbiyenin en temel kurallarını saygısızca çiğneyerek… Bu konuda uzmanlar çok farklı düşünceler savunabilirler ama hepsinin ortaklaşa savunduğu belki de tek olgu; terbiyeyi veren ve takibini yapanın tek olması. Bir çocuğa bir olayda tek bir kişinin ve tercihen anne ya da babasının müdahele etmesi, verilen cezanın sürecini takip etmesi… Yoksa olay her ağızdan bir dolu lafa dönüşürse ne çocuk anladı bu işten ne anne babanın emek emek kazdıkları disiplin temelleri kaldı…
Çocuğa göre evren kurmaya çalısanlara ben de başımı sallıyorum. Hele de her doğan çocukla ayrı kurallar getiren; evlerine varıldığında çocuklarıyla temasta klavuz gereken cinste ilişkilerden de kaçar oldum. Her zaman söylüyorum ya; her bir çocuğun yetişmesinde toplum olarak gorevimizi bilmemizin savunucusuyum. Bu çocuklar bir tek ailelerinin değil hepimizin çocuğu, yarınların büyükleri… Fakat ben bir başkasının misafir koltuğunda Fikriye’ lik yapmadığımdan benim evimde de Fikriye’ ler istemiyorum… Acaba koltuğuna bir liste assak fena mı olur diye düşünmeden edemiyorum.
Hemen aklıma gelen bir kaç madde de şöyle olabilir;
- Oturduğunuz koltuk bizim misafir koltuğumuzdur şartlar ne olursa olsun unutulmamalıdır.
- Yaşam şeklimiz siz misafirlere uygun olmayabilir, misafir olduğunuzu unutmayın.
- "Ben olsam", "Bana kalırsa" gibi sözcüklerle başlayan cümlelere girişmeyin. "Siz" "Biz" değilsiniz. Bizim yaşamımız hakkındaki fikirlerinizi sorulmadan beyan etmeyin.
- Bu evin çocuklarını bu evin anne - babası terbiye eder.
- Çocuklarımıza "Yaramaz", "Aptal" gibi sıfatlar yapıstırmaya, bir takım sözler vermeye "Gel ben seni götüreyim" cinsinden gerçek olmayan cümlelere kendinizde hak görmeyin.
- Geleceğimiz ve çocuklarımız hakkında plan ve emellerimizi paylaşmak bizim verdiğimiz ikramdir, iyi dilekleriniz dışında bir şeyle karşılanmamalıdır.
- Sizin misafir koltuğunuzda biz oturduğumuzda da yukariki maddeler aynen takip edilir.
İmza; Oturduğunuz koltuğun takımının sahipleri.
İnsan Hakları Beyannamesinin tartışıldığı mekanlarda insan saygısının uygulanamıyor olması ne hazin bir tablo….
"Konuşma mesafesi"; yani kişinin suratının önünde konuşmama ve ensesinde solumama (ozellikle kuyruk beklerken), sorulmadan cevaplandırmama, karşıdaki sağırmışçasına bağırmadan konuşma, konuştuğun insanı dürtüklemeden konuşma, "anladın mı?" gibi sorular sormama, sıra beklemeden konuşma, bize düşmeyen konuda konuşma, anlamadan konuşma gibi temel taşları oturtmazsak hepimizin kolaylıkla Fikriye ya da Fikri olması ve geleceğin Fikriyelerini ve Fikrilerini yetiştirmemiz çok olası… İşte bakın o zaman koltuk sayısına…
Fikriye’ nin koltuğu malesef koltuk takımının parçası olduğundan meydan yerinde yakmak çözüm değil. Bu liste uygulamaya geçirilebilse bile kimse "Fikriyeliği" kendine yakıştırmayacağından etkin olmaktan uzak… Geriye kalan tek umut kendimizi kontrolde tutmak, başkalarına Fikriye’ lik yapmamakla örnek olmak ve en önemlisi çocuklarımızda bu konuda da temelleri atmaya özen göstermek…
Eşimizin ayağına basmadan dans edebiliyorsak tüm dans pistindekilerin de ayaklarını emniyette tutmamız mümkün inancıyla…
Her zaman sevgi ve saygıyla,
Handan Baykan