|
| |
KUCAKTAN
BUCAĞA
|
Handan Baykan  |
|
Calgary, 4 Mart 2001 |
|
|
BU ÇORBA
NASIL ÇORBA...
"Ta ş
çorbası"
hikayesini çoğunuz
duymuşsunuzdur.
Akıllının
biri ortalık
yerde bir tencere su; içine
bir kaç
taş
koyup kaynatmaya başlamış.
Gelen giden merak etmiş;
durmuş
seyretmiş.
Ne pişirdiğini
soranlara "Taş
çorbası;
nefis olur!" demiş.
İkide
bir tadına
bakıp,
ağzını
şapırdatan
adam "Hımmm!"
dedikçe
etrafta birikenler merakla soruyormuş;
"Nasıl?"
diye. Akıllı
adam "Çok
leziz ama… galiba biraz soğan
istiyor" diyerek başlamiş….
sonra "biraz tuz" sonra "biraz patates" ve her
dediğinde
de etraftan "Bende tuz var, getireyim!" "Bende
patates…" cinsinden katılımlar
sonucu taş
çorbası
son derece zengin bir çorba olmuş.
Bu hikayeyi çocukken
duymuştum.
Nedense anne oldukdan sonra benim için
bambaşka
bir boyut kazandı.
D üşündüğüm
şey
"Genlerin çorbası".
Aynı
anne/babadan üstelik
de aynı
zamanda doğmuşluklarına
rağmen
fiziki benzemezliklerinin yanısıra
karakter özellikleri tamamen farklı
ilk üç
çocuğumda
bu çorbanın
içeriği
beni iyice şaşırttı.
Tam "Anladım!…
iki patates, iki orta boy sogan, bir havuç…, bir kaşık…,
bir tutam…, bir bardak… derken; birden bire tadını
hiç önceden farkına
varmadığım
bir malzeme daha ekleniverebiliyor bu tarife… Ansızın
bir gülüşte;
bir darılıp
gidişte
kimleri, ne tadları
buluveriyorum? Sakine hala biraz sarmısak…
Recep dayı
biraz karanfil…
Yaln ız
çocuklarla olan gözlemlerime dayanarak ısrarla
söyleyebilirim ki bu çorbalar; pakette çorba şeklinde
geliyorlar elimize. Belki suyunu, yağını,
baharatını,
sıcaklığını
kendimiz ayarlayabiliyoruz
ama temel içeriğinde
kontrolümüz YOK! Mercimek çorbasından
işkembe
çorbası
olmuyor şeklinde…
Ne garip şeyler
şu
genler… İki-üç
kuşak
ötesinden dahi gelip insanı
şaşırtabiliyorlar.
Dokuz ay beklemenin ucunda saçı
ne renk, parmakları
ne şekil
gibi fiziki soruların
bir çoğu
doğumla
birden cevaplanıveriyor.
Hiç ummadık
bir kuşaktan
bir akrabadan bir çift mavi göz, bir diğerinden
gamzeler, bir başkasından
kıvırcık
yada kızıl
saç iki üç kuşağı
ve soylarımızdan
bir dolu insanın
özelliklerini bir araya getirebiliyor.
Bununla da yetinmiyor genler; daha daha ne çok şey
getiriyorlar… Ilk gülüşte
bir halayı,
ilk ağlayışta
bir yeğeni,
ilk inatta, ilk nazda, ilk titizlik belitişinde…
kimleri getiriveriyor gözlerimize. Bebeğiniz
çocukluğa
ilerledikçe
kimlerin hangi huyları,
yetenekleri, hatta mimikleriyle karşılaşıyorsunuz.
Tam aşinalığınızın
arttığını
düşünürken
bir anda sizi şaşırtan
bir sızıntıyla
nasıl
dedesini, dedesinin babasını
getirebiliyor karşınıza…
yada "Bu da kimdi acaba?" dedirtiyor. Kimbilir hangi
taraftan; hangi kan akrabaşından
gelmiş
bir selam gibi.
Okul otobüsüne yürürken ayaklar ı
poposuna çarpacak
kadar hızlı
koşan
içi tez oğlumla
en arkadan sakin sakin eli cebinde, düşünceli
gelen oğlumun
gen çorbalarının
tarifleri ne kadar farklı
olabilmiş.
Ya kızım?
Araba camlarında
gözünün ucuyla çaktırmadan
görüntüsünü
izlemeye çalışan
kızım?
Yaşının
küçüklüğüne
rağmen
sorumluluğu,
annelik duygusu, uysallığının
yanında
damarına
basıldımı
dikilivermesi? Ya bir yaşına
giren dördüncü
çocuğum;
oğlum;
kararlılığı
ve inadi… Ya bu gayreti kimden almış?
Çoğunda
kendimizi görmemiz mümkün olan binlerce özellikler arasında
ya şu
tamamen yabancı
olanları;
"Acaba bu nereden? Kimden gelmiş?
dedirtenleri…
Yurt d ışında
doğmuş
olmasına
ve henüz ata toprağına
ayak basmamış
olmasına
rağmen
ilk lokmada bulgur pilavina aşinalık
ve iştah;
ilk namede bir türküye içinin kaynaması….
Nedir bu okyanuslar aşırı
kıtalar
ötesinden; zaman farkını,
mekan farkını
tanımaksızın
yol aşan
bu kudretli genler?
Ya bu yeti şkin
halimizle biz! Aynada biraz daha annemizi görmüyormuyuz? Yada
babamızı,
amcamızı,
halamızı…
Çocuğumuza
seslendiğimizde
kendi sesimize yadırgayıp
"Bu benim değil
annemin sesiydi!" diye irkildiğimiz
olmuyor mu?
Çocukken annemin ete ğinde
oturup izlediğim
hanımlar
günlerini hatırlıyorum.
Kekden, börekden bir lokma ısırdıktan
sonra "Hımmm!
Ayşe
Hanım
bu keke siz … koymuşsunuz,
bir de… tadı
alıyorum"
gibi yorumlarla malzemenin neler olduğunu
tahmin eden hanımları…
Simdi kendim bu gen çorbalarına
bakıp
değişik
tatlar aldıkça
kaynağını
keşife
çalışıyorum.
"Biraz benim annem, biraz babalarının
yeğeni,
biraz halam, biraz amcam…" diyerek.
Akrabalar ımızdan
kilometrelerce uzakda, henüz yüzlerini bile görmemişken
mimiklerini, tiklerini dahi tekrarlamaları
karşısında
genlere saygım
gitgide artıyor.
Ya ilk yürüyüş?…
Eli belinde, göbeği
önde, bebek adımlarıyla
aşina
bir görüntüyle sergileyen bu küçük kopya kimin kopyası?…
Gülerken burnunu kırıştırışı,
basit bir işi
bile dilini ısırarak
yapışı;
bu aklın
fikrin açıklayamadığı
ayrıntılar;
bu ayrıntıları
taşıyan
gen acaba bundan evvel kaç kişi
gezerek benim bebeğime
konmuş.
Bundan sonra kimde tekrarlayacak? Yepyeni bebeklerde bu yaşlı
genler kaç asırlık?
Bizim kemiklerimizin tozu kalmadığında
bile başka
bedenlerde devam edebileceklerini bilmek ne enteresan.
Dört çocu ğum
olduğu
için dört kez beni şaşırttı
bu genler. Dört çocuğum
da cilt tonundan parmak, hatta tırnak
yapılarına
kadar farklıyken,
karakter farklılıkları
daha çok dikkatimi çekiyor. Özellikler,
huylar, yetenekler, meraklar, gereksinimler, ilgi alanları,
tepkiler, kuvvetler, zayıflıklar….
Birinde çok azken diğerinde
zirvede olabilecek ozellikler taşıyan
genler!... Yada malzemesi aynı
çorbalar da olsalar malzemelerin miktarlarına
bağlı
farklı
tadlar taşıyorlar.
Birinin tuzu, birinin biberi, birinin soğanı..v.s.
birbirine eşit
miktarlarda olmaksızın.
Kıyaslama
yapmaya dahi kalkışılmayacak
tat şöleni
vererek geliyorlar soframa. Hergün bir anlık
ip uçlarıyla
başka
çehrelerden sızıntılar
vererek… Ne zevkli bir keşif
bu… Ne eğlenceli
bir muamma… Kaybettiğimizi
sandığımız
bir sevgili anneanneden, resmini bile görmediğimiz
bir büyük dayıdan
bile kelam getirircesine…
Ya sizin gen çorbalar ınız?…
Bu inadı
Hüsamettin dayısı,
şu
darılma
huyu Zülfiye halası,
bu kahkahası
tıpkı
Hikmet dedesi; ya şu
ağzının
içinde konuşması
aynen Sadiye teyzem dediğinizi
duyar gibiyim.
Bu genler zaman ve mekan tan ımaksızın
sürpriz gösterilerle ölümsüzlüklerini devam ettirirken çocuklarımızda
yansımalarını
görebilmek ne hoş!
Bir bakmışsınız
dört kuşak
sonramızın
ellerinde bir bebekde biz de bir gülümseme yada bir kaş
çatış,
bir omuz silkeleyiş
oluverirmişiz…
Hepinizin ruhuna şifa
getirecek Gen çorbaları
şerefine!…
Sevgilerimle, |
.
|

| |
|