| BÜYÜME PAYI
Çocukluğumun en renkli yanlarından biri de üç kardeş, üçümüzün de annemin elinden dikilme giysileri giymekti. Elinde yeni kumaş gördüğümüzde etrafını alıp; " Hangimize ? " diye heyecanla öğrenmeye çalışırdık. " Prova " denilen işkencelere de bu hevesle dayanmamıza rağmen, onca provadan sonra biten giysinin niçin hem enden hem boydan bolca olduğunu anlamakta güçlük çektiğimizde verilen cevap; " Büyüme Payı " olurdu.
Gerçekten de zamanla giysinin bu paylı oluşları hissedilmez hale geliverirdi. Hele bir mevsim sonra sandıklardan çıkartılan giysilerimizin kolları, etekleri kısa geldiğinde; " Ne çok büyümüşüm ! " neşesi içimizi sarardı. Büyümenin sihirinden o günlerden beri sarhoşum!...
Yalnız bu büyüme payları onlu yaşlarda yavaş yavaş azalmış yirmililerde konulmaz olmuştu. Anneannem’in " kat " diye adlandırdığı etek boyunca enine konulan, içe katlanıp kalın nervur gibi yapılmış paylar artan yaşlarımızla silinip gitti. Genç kızlık yıllarında artık fiziki büyümelerin beklentisi kilo almak korkusuyla yer değiştirmiş, unutuluvermişti.
Yetişkinlik yıllarında " büyüme payı " fiziki olmaktan çıktıkca başka bir değer kazandı gözümde. Artık büyüme paylarını ben kendime koymalı ve beklentilerime ulaşabilmek için çabalamalıydım. Ve böylece gizliden büyümeye gereksinimi olan yönlerimi araştırmaya koyuldum.
Her çocuk okyanusta bir adadır diyor bir psikiatrist. Küçük de olsa mutlaka kuvvetli yanları ve yetenekleri vardır yüzmesini sağlayacak ! Yerinde bir tanım diyerek ben kendi alanımın yüz ölçümünü hesaplamaya çalışıyorum. Hesaplarımda dürüstlük, bağlılık, sözüne düşkünlük gibi şeyler kefede ağır basarken, sabır, tolerans gibi hafif olanlara yöneltiyorum büyüme payını. Kendimden beklentilerim de bu yönde gelişme oluyor. Kimi zaman başarıyla, kimi zaman başarısızlıkla ama yine de gerekliliğinin farkında…. Gerçekci büyüme payları koymaya devamdayım.
Özellikle anne olduktan sonra bu büyüme payına kendimi zorunlu koşuyorum. Çocuklarımdan beklediğim karakter özelliklerinin ancak kendimde canlı örneğini yaşatmakla öğrenilebilmeleri olasılığını bildiğimden olsa gerek. Onlara iliştirdiğim beklentileri önce kendimde deniyorum.
Evinde " sıva paçanı dolaş ! " diyebileceğim bir çift veli tanıdıydık yıllar önce. Bir ziyaretlerinde o zamanlar çocuksuz ve oldukca toplu olan evimize bakıp; "Bizde çocuğumuza sizin gibi düzenli olmasını öğretmeye çalışıyoruz !" demişlerdi. O zamanlar içimden geçen "Öğrenmesi olanaksız !" düşüncem küçük çocuğu yıllar sonra delikanlı olarak görüşümüzde kanıtlandıydı. Atalarımızın sözü gibi "Armut dibine" düşmüş, çocuk da savruk ve dağınık bir karakter kazanmıştı. Bu da bence aileden çok çocuğun kaybıydı. Ve çocuklarıma yapacağım modellikle benzeri zararları ödettirmemek için öğrenimime özendeyim.
Aynı bir öğrenci gibi ama sınavları da kendim verircesine… Sınavları kendim vermeme rağmen değerlendirmelerde gerçekci ve tarafsız olma kaydıyla. Yinede kendimi yıkmadan, bezdirmeden… Kısacası öğrenci de benim, öğretmen de ben, çocuk da benim veli de ben, sanık da ben yargıç da ben. Kendime bakışım ne kadar sade ve açık olursa çocuklarıma verişlerimin de o kadar sağlam olacağına inançla, sabırla öğrenimdeyim.
Kişinin kendine yakından bakmasının kolay olmayışı açık. Markete acele varıp sonrada şaşkın bir halde; "Ne almam gerekiyordu ?" diye kendime sorduğum çok oldu. " Unutkan " olduğumu kabul edişim ilk adım. Çözümün ilk basamağında da büyüme payı için gerçekci bir ölçek koymam gerekiyor. "On sene önce bugün neredeydim?" sorusunun cevabına kadar uzanması gerekmez ve gerçekci olamaz ! Bir aydan haberim olsa yetecek şimdilik. Takvimi burnumun önüne astıktan sonra her hatırlanması gereken tarihi yazıyorum üzerine. Her sabah kalkışta bakmayı hatırlatıyorum kendime. Markete gitmeden liste yapmayı. Evden çıkışta " Güvenlik açısından unutmamam gerekenler" listesini kontrolden geçirmeyi… Böylece başlıyor kendimden beklediğim büyümeyi gösterip , bıraktığım payı doldurmaya çalışışım.
" Anneniz unutkan, çocuklar ! " diyorum seslice kendimle konuşurcasına…
" Unutmadan yazmam lazım ! " diye ekleyerek… Iki ay önce pantalon paçalarını kısaltmam gerekiyor diye kendime not almayı unutuşumu hatırlıyorum bana koşan oğluma bakarak… Ve kendi kendime büyüme payını doldurmuş oluşuna gülümsüyorum, artık yerleri süpürmeyişini farkına vararak.
Hepinize en iyi dileklerimle,
Handan Baykan
|