Telefonu kapatalı çok oldu… Fakat hala sesi kulaklarimda "Aman yorma kendini
kızım!", "Kendine de iyi bak!" deyişi… Ömrün uzun olsun
anacığım, sen var oldukca, üzerime titreyen yüreğin oldukça ben bebek
kalabileceğim… Eteğine koşup sığınamayacak kadar uzakta
olsam da varlığınla bir yanım çocukluğuma tutunabiliyor.
Annemin gözünde hala bebeğim biliyorum. Benimkilerin bende
olduğu gibi… Çocuklar büyüyorlar… Hem de ne hızla… Altı
yaşına giren üç çocuğum hala bebeğimken dördüncü de yetişmek istercesine bir
çabayla… Dün gazını bile çıkartmaya yardım bekleyen ufacık bebek;
şimdi kendi elinden baskasından yedirilmemeye inatla… Bir
lokması kendine, on lokması duvarlara, yerlere, giysilerine… Gülerek
çaktırmadan seyrediyorum "Ben büyüdüm!" seruvenlerini. Yinede masadan
duşa hazır inişlerinde karnının tokluğundan eminim. Öğreniyor
oğlum, büyüyor kendi büyümesine bilinçli...
Bahçede hortumun ucundan fışkıran suyun altından koşturmalarını seyrediyorum.
Öpmeye kıyamadığiım pembe topuklar, taşın, çalının üzerinde
sertleşme yolunda… Yaşamı öğrenme cesurluğuyla ıslattıkları bedenleri
sevinç nidalarıyla sarsılıyor… Oysa beş dakika öncesi gibi bir sahnede parmak kadarlar,
zayıf sesleri ağlamaya bile beceriksiz…
Onlar büyüyorlar…. Ya ben?… Ben de farkında olmadan büyüyorum.
Yaşlanmak değil bahsettiğim. Bedenim yaşlansa da çocukluk içime
işlemiş zaten… Büyümek aslında çocuk kalmak bence… Büyük bilinciyle
çocuk özgürlüğünü tanımak. Bu büyüklük sözünü ettiğim…
İp atlamaya katılırken ipin ritmik çevirilişini aksatmamak… Her
çağda biraz daha gevşeterek sarılabilmek. Sevgiyi vermekle özgürlüğü de dengelemek.
Anlatması zor bir büyüme bu. Hala içinde olduğum... belki de
başında.
Güvenliğe balta vurmadan riski de yaşamak şeklinde büyümek. Beline lastik
bağlatıp kendini yardan aşağı atmak çılgınlığında değilse
de ufak tefek maceraları kucaklamak.
Üstünde bir tek beziyle doldurduğum plastik havuzun içinde
zıplayan 1,5 yaşındaki oğlumu seyrediyorum. Bu havada ben eskiden
hırka giyerdim!.. Oğlumun her atlayışında geri inişini otomatik
hesaplıyor anne beynim. Arada bir sekiyoruz ikimizde… benim hesap ve Onun
iniş boş atıyor… Plastik havuzun içindeki su buz gibi… Şehrimizin
suları Kayalık Dağları'ndan inme kar suları… Soğuk sulara her
düşüşte oğlum çığlık patlatıyor… Kahkahalı çığlıklarına seyirci kalmakla
büyüyüşüme bir paragraf daha ekleyerek. Kardeşleri de izlemdeler ama benim kafamdakiler
geçmiyor Onlarinkinden. Havaya, suya takılmıyor pürüzleri benim gibi…
Buna da şükürdeyim; apayrı bir sükür.
Suyun soğukluğunu öğreniyor oğlum, kendi kuvvetlerine güvenmeyi,
başkasına sığınmalı davranışa saklanmamayı, eğlenmeyi öğreniyor
oğlum ve risklerini tanımayı.
Gülüşüm sade Onun haline değil; asıl kendime gülüyorum.
Nasıl büyüyüste olduğumu gördükçe; elde değil gülmemek. "Bir
çocuğun olsun sen de görürsün!… Gözünden sakınacaksın!"
deyişler geliyor aklıma. Ve O zamanlar hak verecek kadar kendimi
bilişim. Çocuklarım olduğundan beridir de kendimi dizginlemeye
çabalıyorum. "Ya fazla tetikte olursam! Ya çok korursam!" diye. Belki bu
yüzden de durdurabiliyorum kendimi. Gölge yapmadan izlemi, kontrolu
üzerime almadan kontrol edinmeyi öğrenmeye çalısarak büyümeyi…
"Aman düşersin!" dememek için dilimi ısırıyorum çoğu kez. "Yapma" demeden
davranışı durdurmak da kolay degil… Hele sayıları benden fazla olunca.
Çantamda rujumu tazeleyecek tertibat taşımazken ilk yardım malzemeleri
taşımam bundan sanırım. Çocukluğumda bir komşumuzun çocuğunun kolu
kırılmıstı. Annesinin "Valla bizim çocuk aslında çok da usludur, neden oldu bilmem!"
deyişine bilgiçliğim de hazır kafamda… Belki "usluluk" diye
yalnış tanımlanan deneyimsizlikti çocuğa kolunu kırdırtan.
Çocukluğunda taş atıp kafasıni altına tutan bir babaları var
çocuklarımın. Kurnazlığıyla kurtarmıs kıl payı cok tehlikeden. Yine de bunca sene sonra
hatırlanacak renklilikte yaşamış doya doya… Bugunki oluşuna
bakınca o yıllarına heves ettiren tipte… Bizimkiler gibi kırk oyuncak, Lunaparklar, kitaplar falan
görmemiş ama dizlerinde kabuklar kurumamış tipten yaşanmış bir
çocukluk. Karıncaya başka bakıyor, kelebeğe başka… Dağla
barışık, dereyle de… Hepsiyle anıları olmus, saatlerce izlemleri… Onun
çocukluğunda yaptığı bu büyümelerin çoğunu ben bu yaşta yapmaya
çalışıyorum. Yinede büyümuşlüğe kırk fırın ekmek; daha da
doğrusu kırk gün çıplak tabanla doğada yürümek istiyor.
Hz.Musa’nin dağını hepimiz biliyoruz. Dağa varıştan
sonrasını da… Kimse bahsetmemiş oysaki dağa varışa kadar tırmanışı. Hangi
taşıi tanıdı, hangi böceği? Hangi havada nasıl korundu ulaşıncaya kadar
dağa? Nerede ve nasıl öğrendi bu dağa varıs becerisini? Bizim
dağ tepeler nerelerde? Varış yolları nerelerden geçer acaba?
Tepeden inmek için adımını atarken çekimser küçük oğlum.
Yine de kontrolu yapıp uzatıyor ayağını. Bana doğru dönüp bakacak oluyor
"Yardım eder mi acaba!" diye. Zaten kendi gönlü de yardım almaktan yana
değil. Kendi yapmak aşkıyla yanıp tutuşuyor. Bana bakmayı bırakıp
etrafını keşfediyor. Yüksek oluştan başı donmeli… Bedenini
yaklastırıyor yere. İlk hareket bilinmezle dolu. İlk hareketin sonunda
birçok öğreti elde… İkinci adım daha kuvvetli. Üçüncüsü daha… Ve tepeyi
koşarak iniyor kardeşlerinin peşinde.
O inişini tamamlarken "Aferin"im bir Ona bir de kendime.
"Uzanıp tutmaya tutuşsanda geri tuttun kendini!" diyerek. Oğlum kuvetlerini kontrolu
öğrenişte; ben de kendimi!
Yine düsüyor anacığım aklıma… Ne aradım hırkamı uzatan elini. 22
Yaşında genç kadındım. Hasta olunca çorbaya nazlanan… Çok
büyümek zorunda kaldım şimdiye kadar. Havayla barışım bile
yıllar süren savaşların ucunda uzlasmaya vardı. Artik öğreniyorum havaya
göre giyinmeyi, çevreye göre önlemi… Vardığım yerde
"Tüh unuttum getirmeye!" deyişlerim azalıyor. Hatırlatmaların
eksikliğiyle çaresiz kontroldeyim. Uzun yıllar arkamdan seslenen
aradım hep "Aman kızım unutma!", "Al götur bunu da!…"
deyişler... 1,5 Yaşındaki oğlumun tepeden iniş öğrenimini daha berrak izleyebiliyorum
artık; öğrenimine saygıyla.
Ben şehir kızıyım; apartman çocuğu… Kanadalı arkadaşlarım gibi haftalar boyu
doğa içinde kamp yapmaya hazır değilim. Lükse düşkün değilsem de
sıcak suyun, sifonlu tuvaletin uzağinda fazla kalamam. "Motel" turistiyim ben; Otel aramasam da
ayıların kol gezdigi dağda çadır kuramam. Çocuklarım da armut dibine misali
büyüyecek istesem de istemesem de… Yine de benden önce başlıyorlar
büyümeye diye heyecanlıyım. Adımlarını gözleyerek öğrenme ve kendim de
büyüme hevesinde…
Hepimize çocuklarımızla sağlıklı büyüme dileklerimle ve her zaman sevgiyle,
Handan Baykan