|
|
BİR AYAKTA İKİ
PAPUÇ "Ne kadar şanslısın anne!' dedi hiç bitmeyecekmiş gibi
görünen ev ödevlerinden, projelerden, yazılması gereken kitap
raporlarından, çizilmesi gereken tablolardan bunalan kızım..
"Sen okula gidip öğrenmek zorunda değilsin, ev ödevin yok, test
yok, proje yok... çok şanslısın" diye somurttu.... İçim
burulmadı değil, haklı sanki.. Magazinler, TV dizileri, Jennifer
Lopez klipleri, hatta yeni öğrendiği örgü çok daha eğlenceli 13 yaşındaki
kızım için... Yorgunluktan sızlayan kemiklerimi, zonklayan başımı unutmaya
çalışıp oturdum bana Latince gibi görünen matematik ödevinin başına… Hekzagon'un alanı nasıl hesaplanırdı, binlerce
yıl önce öğrenmiştim, üstünden ne çok şey geçti.. Unut mutfakta
küflenmeye yüz tutmuş bulaşıkları, sepetten taşmış ütüleri,
yarına pişirilmesi gereken yemeği, peki ya yarına benden beklenen rapor?
Olsun az uyurum bu gece.. Gözlerini kapat evin dağınıklığına,
büyük
bir iştahla koltukları tırmalamaya çalışan kediye, hatırlamaya
çalış
hekzagon ve arkadaşlarını...
Kirayı yatırdım mı? Yarın kredi kartını ödemek için son
gün, öğle
tatilinde koşup bankada kuyruğa girmeli.. lanet olası tuvalet
musluğu bozulmuş, sızdırıp duruyor, nasıl tamir edilir bu meret?..
Keşke gören gözlerle izleseydim sigorta değiştiren,musluk contası
takan babamı.... Efendim? Evet, evet hekzagon.....
Nasıl da masum benim melek yüzlü kızım. Evet, ev ödevlerim,
projelerim yok ama bir evin hem kadını hem erkeği, hem annesi hem
babası olmak zorundayım. Bir ayakta iki papuç giymeli… Bu evin
temizlikçisi, çamaşırcısı, aşçısı, hamalı, muhasebecisi, tamircisi,
para kazananı, karanlık köşelerde saklanan canavarlarla savaşanı,
gökgürültülü gecelerde yorganın altında fener ışığında hikaye
okuyanı, hepsi benim. Gülümsüyorum kendi kendime…
Memnunum bütün rollerimden, kafamdaki her bir beyaz saç teli için
çalıştım ben, yüzümde belirmeye başlayan kırışıkları sevıyorum,
başarıyorum... Her bir adım yeni bir yaşam kavgası. Zaman zaman
rüzgara karşı atılan adımlar bizi ileri götüreceğine gerilere
savuruyor, üstümü başımı silkeleyip ayağa kalkıp tekrar devam
ediyorum.. yorulmak, pes etmek haram bana.... kendim için olmasa da,
çocuğum için başarmak zorundayım....
"Anne, baba, çocuklardan oluşan toplumun en küçük birimine
'Aile' denir." Sosyal Bilgiler dersinde öğrenmiştik… Ne kadar
kolay, ne kadar açık bir tanımdı. Hayatın kitaplarda tanımlanandan
çok daha zor olduğunu hepimiz zaman içinde yaşayarak öğrendik. Çocukları
olmadığı için yüreği dağlanan annelerin -annelerin
diyorum, çünkü doğamamış çocuklarını büyük özlemlerle seven her
kadın bir anne benim gözümde- yazılarını, dualarını okudum,
okumaktayım hep forumda. Nedense, "bizim evimizde bir baba yok.
Çocuğumun her akşam iş dönüşü güvenli kollarına atılacağı bir baba,
benim yorgun bir gün sonu başımı yaşlayacağım bir eşim olamadı"
diyen bir yazı okumadım, belki de ben rastlamadım.. belki de
utandı kadınlarımız, yazamadı bu türden özlemleri..
Benim kızım klaşik bir ailede büyümedi… Eşim ve iki yaşındaki
bebeğimle taşındığımız yepyeni bir ülkede üç ay içinde iki
kaldık…
Gelmeden önce ojeli tırnaklarım, evde yemeği pişiren, camları silen
bir hizmetlim vardı. Bir kere bile evin elektrik faturasını yatırıp,
manavdan yalnız alışveriş yapmadım, çünkü benden beklenen bir
süs
kadını, süs annesi olmamdı.... Sıfırdan değil, eksiden başlamak
durumunda kaldım dilini bilmediğim, insanlarını tanımadığım,
yaşam kurallarını anlamadığım bu yeni ülkede… Param, mesleğim, evim
yoktu.. Pes etmeyi, çocuğumu kolumun altına alıp koşa koşa baba
evine dönmeyi yediremedim kendime… Bana saygılı insanların yardımlarıyla
başladım bir köşesinden yeni hayatımızı kurmaya. Boşandıktan sonra baba
soyadına dönmemekle, yepyeni bir soyadı alıp,
bundan sonra bu ailenin soyadı bu demekle başladım… Yeniden okula
gittim, dil öğrendim, kazanmak için yıllarca dirsek patlattığım
üniversite diplomamı bavullara kaldırıp yepyeni bir meslek edindim.
Uzun süren bu mücadeleden sonra kendi kazandığım parayla aldığım
makarnayı, konu komşudan toplama iki sandalye, bir yatakla döşediğimiz yeni evimizde
kızımla karşılıklı oturup chop sticklerle
keyif içinde yediğimiz gün bugün gibi aklimda..
Kolay olmadı hiç birşey.. Hava sıcaklığının eksi otuzlara
düştüğü
bu şehirde sabahın alaca karanlığında otobüs durağına yürürken
küçücük kızımın kirpiklerinin bembeyaz buz tuttuğunu, bindiğimiz
otobüsten onun iki durak sonra inip okul öncesi bakımevine karların
içinde düşerek yürümeye çalıştığını nefesimi tutarak
seyrettiğimi,
her boğazı ağrıdığında tüm anaçlık güdülerimi bir tarafa itip; 'bu
evde hasta olmak yasak. Biz bu lükse sahip değiliz' dediğimi…
Neden onun diğer arkadaşları gibi pırıl pırıl bir bisikleti
olamayacağını anlattığımı, kızımın babalar gününde binlerce
kilometre ötede yaşayan babasına hiç gönderemeyeceği kartlar hazırladığını
gözlerim
yaşararak hatırlıyorum. Benim kızımın hiç
fizik projelerine, matematik ödevlerine yardımcı olacak, ona
bisiklete binmeyi öğretecek, beraber uçurtma uçuracak, soğuk günlerde ayaklarını ovup ısıtacak, kanayan dizine
üfleyecek bir
babası olmadı... Ben üzerimdeki ikiye katlanmış yükten yoruldum,
bunaldım, iki kişiyi birden oynamaktan bıktım... geceleri her ikimiz
için ağladım gizliden gizliye… Özledim, özendim evinde bir baba
olan aileleri.... ve, söz verdim kendime.. evlenmeliydim. Bizim de
bir baba figürümüz, evimizde bir erkek olmalıydı....
Kendine acıyan insan hata yapmaya çok açık... Ben yaptım, ve
tekrar evlendim… Kendi eksikliğimizi kapatmaya çalışırken Onun
eksiklerine gözümü kapattığımın farkına varmadan… Bilemedim Onun
bendeki anneyi sevdiğini, benim kanatlarımın altına sığınmak
isteğini.. Benimle birlikte hayata karşı savaşmak yerine, benim üç
kişi için savaşmamı bekledi... çekmedi yorgun omuzlarım,
kanatlarım
yetmedi bir kişiyi daha altına almaya… Zaman içinde hep birşeylerin eksik
olduğunu zannettiğim küçücük ailemin aslında nasılda ahenkli bir
bütün olduğunu, bize sonradan
katılan bu kişinin nasılda ahengi bozduğunu gördüm... Bitti....
Hekzagon'a bakarken geçiverdi tüm bunlar gözlerimin önünden.
Neler geçti başımızdan 11 yıllık yolculuğumuzda. Sevgiyle baktım
bana tamamen yabancı görünen matematik sorularına, "merak etme,
bunu da çözeriz biz' dedim somurtan kızıma. Gözlerinde güvenli bir
ışıltı belirdi, "çözeriz anneciğim!" dedi.
Bu yazı yüreğini ve yürekliliğini tanımanızı istediğim bir anne
tarafından yazılmıştır.
Bir ayakta iki papuç giyen tüm yürekli anne/babalarımıza saygıyla…
|