Üç kardeşin ilk evleneni olmam dolayısıyla babamın ilk
yuvadan uçurduğu evlat ben oldum. Babam benim iyi uçabileceğime
güvenliydi… Bu kadar uzaklara uçmama rağmen… Çocukluğum
boyunca da bu güveni bana her fırsatta verdi. "Sen benim kızımsın…
Sen hedeflerine ulaşırsın… Ben sana inanıyorum..."
diyerek. Bende kanatlarimda bu gururlu güvenle havalandım. Ayağımı
yere bağlamayan bir özgürlükle, bambaşka diyarlara, doğup büyüdüğüm
yuvamdan çok uzakta; yeni yuvama uçtum.
Vedalaşırken gözlerindeki "Küçük kızıma
veda…" bakışını hiç unutmadım. Geri gelişlerimde ben
artık Onun küçük kızı değil genç bir kadındım. Soyadım
bile değişikti… Üstelik nerede nasıl uçtuğumdan bile
haberdar olamayacak kadar uzun yollar vardı aramızda… Yıllarca
mektuplarla ulaştım babama. Küçük kızı olduğunu unutmadığımi
bilsin istedim. Yollarimiz uzak olsada geldiğim yolu, ocağımı,
babami, annemi unutmadiğimi bilsinler istedim.
Yeni yuvam uzun seneler yavrusuz kaldi. Baba yuvasına
ziyaretlerimizde de bana uzanan kollarina torun vermek isteğim
uzun yillar gerçekleşemedi. Mutluluğumun gölgesini hepimiz
taniyorduk. Yinede ne babam ne ben yillarca bu konuyu açmadan,
sessizce paylaştık. O beni teselli edercesine, ben Ona üzülmediğimi
gösterircesine bir gayretle…
Ve yılların ucunda; yine çok uzaklardan, bir telefonun
ucunda hepimizin bekleyipte ummaya bile ürktüğümüz haberi
verdik. Biz ağzimizdan çikan habere, Onlar duyduklarına
inanamadan… Telefonumuzdan sonra babamın tüm kontrolları bir
tarafa atip annemden önce, sevdiklerimize müjdelediğini duyduğumda
yüreğim sevinç kapladi. Babam çok beklemişti… Bizimle
beraber, sessizce, bizim için üzüntüsünü bile belli
etmeksizin…
Hamileliğimin üçüz bebeklere oluşu ve son derece riskli
oluşuyla beşinci ayda hastahaneye yatışım; sevincimizi
kursakta biraktı… Evet; beklenen haber gelmişti. Gelebileceği
en büyük zenginlikle; üç bebeğe müjde şeklinde, fakat peşinde
bir çok tehlike de getirerek. Beklentinin nerede biteceğini
bilemeden, binlerce kilometre ötesinden, babamla annem geldiler.
Bir ay ben hastahanede Onlar evde; dörtlü yaşam mücadelem sürerken,
32.haftada bekleyişin bittiğini anladik. Doğumun peşinden
"yeni baba" eşimin evde bekleyen babama telefon edişi
ve sağlikli olduklarini müjdeleyisiyle endişelerin çoğu
silindi. Ve doğumun yaklaşik beş saat sonrası annem ve babam
başımdaydılar, sevinçle kucaklıyorlardı çocuklarını…
Babam’a yoğun bakımda yatan torunlarını görmesini teklif
ettiğimde heyecanlıydı… O ana kadar umut edilmeye dahi ürkülen
rüyam, haberine bile sevinmeye çekinilen hamileliğim sonunda
üç mucize torununu görmek zamanı gelmişti…
Ve şimdi "dede-torun" karşılaşmaları,
resimlerini sevgiyle karıştırdığım bir albümün sayfalarından
gülümsüyor bana… Ilk doğan bebeğimle babamın ilk anları…
Hemşire küvezinden çıkarttığı bebeğimi babamın
ellerine koymuş. Babamın gözleri nemli, sesi titrek bakıyor
merceğe… Sevinçli, gururlu, inançlı, coşkulu ve bu anın
gerçek olmasına şükranlı bir bakışla…
Birbirinin peşi sıra üç küvez gezdi babam o gün. Kendi
bebeğiyle, bebeğinin bebeklerinin başına ulaştı teker teker.
Tılsımı bozmamacasına nefes almaya dahi ürkek… Benim babam
yaşamının büyük kısmını askerlikle geçirdi. Duygularını
ciddiyet ardında saklamaya alışık... Ama o gün babam asker değildi…
Sıfatlarının hepsini rafa kaldırmıştı; O benim babam;
bebeklerimin dedesiydi. Sözlerin gerekmeyeceği; söylense bile
yetmeyeceği dakikalar yaşadık baba-kız-torunlar…
Dördüncü çocuğumun albümlerinde yok henüz babam. Müjdeyi
verişimizden bu yana iki sene geçti… Bebeğimi koklamadı,
kucaklamadı daha. Mektuplarımla tanıtmaya çalışıyorum. Oda
tanımaya; hayal etmeye… Iki yana yalpa vurarak yürüyüşünü
anlatmaya çalışıyorum. Nelere sevinip nelere istekli olduğunu,
nasıl güldüğünü, nelere ağladığını… kardeşleriyle
iletişimini, kuvvetlerini zayıflıklarını; hayallerindeki
resmini canlı tutmaya, renklendirip şekillendirmeye, koklatmaya
çalışıyorum… Aynı dünyayı ayrı dünyalardan paylaşma çabasıyla
ben yazıyorum babam okuyor. Benim babam; benim sevinçlerim
bebeklerimi, kendi torunlarını; Altay’ı, Artun’u, Selin’i
ve Kayra’yı tadıyor satırlarımda… Kavuşma anını sabırla
bekleyerek.
Bir başka babayla oturup okuyoruz babamın mektuplarını. Biz
çocuklarına ve torunlarına özlemini… Babam dedeliği
beklerken eşimde baba olmayı bekledi… Inancını yitirmeden,
babalığın özünü kendi kanından çocuklarda öğrenmeyi
beklemeden, elimi tutarak uzun bir yoldan geldi "baba"
olmaya. Kendi anne ve babasına uzatamadı bebeklerini. Birlikte
resimleri yok albümlerde… Yinede biliyoruz bildiklerini, gördüklerini…
Bizim için mutluluklarını… Babalık bu değilmi zaten evladınla
üzüntülerini yaşamak, onunla mutlu olmak ve her ikisinde de
sarılabileceği direk olmak.
Eli elimde olanı, elini bu babalar gününde de öpemediğim,
elini bu dünyadan çekeniyle sevgilerini tattığım bu üç
babaya ve tüm babalarımıza "Babalar günü" kutlu
olsun. Yaşamınız evlat sevinçleriyle dolsun…
Handan Baykan