AnneCocuk.com

Kadın, Aile ve Çocuk Sitesi 

 
AnneCocuk.com

Önsöz


Bebeğinizin İsmi

Biraz da Eğlenelim

Kitap Almak için:



Kadın Gebelik Çocuk Çocuk Klübü Forum & Chat Küçük İlanlar
 

KUCAKTAN BUCAĞA

Handan Baykan

Calgary, 22 Mart 2001

 

Eski Yazılar


Bir Ayakta İki Pabuç ] Yalnız Değilsin ] Kardeşim, En Eski ... ] Kucaktan Bucağa ] Başlarken ] Yolumuzda Bekleyenler ] Çocukluk Anıları ] Genetik Çorba ] [ Bir Haber Ver... ] Yürekten Hediyeler ] Başlamak ve Bitirmek ] Benim Babam... ] Fikriye'nin Koltuğu ] Birlikte Büyürken ] Yapabileceğimin En iyisi ] Büyüme Payı ] Küreğe Gayret ... ] Verebilmek Dileğiyle ] Günaydın Hüzün, ... ] Hizmetindeyim ama ... ] Kimin Çöpünü Kim ... ]

 

 

BİR HABER VER SADE OLSUN, BİR SOHBET YAP DOYUMLU OLSUN...

Hiç "Yahu kötü bir haberim var !" diye başlayan bir konuşmayla yaklaştımı kimse? Ve peşinden "Hadi çıkart baklayı !" dememek için kendinizi zor tuttuğunuz?..

Bence kötü haberi bile vermenin en iyi hali "SADE" şekilde vermek. Kötü bir haberim var dedikten hemen sonra "Sadiye hanım hayata gözlerini yumdu", "Kedi damdan düştü", "Hırsız girdi", "Benzine ...Lira, ....kuruş zam oldu" türünden... Haber olmuş olay demek. Olmuşa ve Ölmüşe çare yok. Bari haberini sade alalım da ne olmuş, kime olmuş ve sonuç neymiş bilelim. Belki hala kurtarılabilecek bir şeyler vardır!

Gazete ve Televizyonlarda da "Lütfen sade haber istiyorum!" diye mi söylemeliyiz bilmem!.. Sabah kahvaltısında memleketimin özlediğim Edirne Beyaz peyniri, buruşuk siyah zeytiniyle, fırından yeni çıkmısş çıtır çıtır, mis gibi ekmeğiyle kahvaltı yapacakken kanlar icinde bir adamı gazetenin baş sayfalarında görmek tüm iştahımı kapatıyor. Hele de çocuklarıma "Gizem"liliğin önemini öğretmeye çalıştıktan sonra çıplak bir kadın resmini alakasız başlıklarla basan günlük gazeteyi gösterip "Ama, anne bak yetişkinler gizemlilik yapmıyorlar!..." türünden sözler duymazmıyım? Dünyanın bir çok medeni ülkesinde kanlar içinde bir adam, kaza sonrası asfaltta paramparça yatar şekilde resimler yok. Ciddi gazeteler de yarı çıplak insanların resimleri de görülür şey değil.

Biz de sade ısmarlıyoruz bu haberleri. Lütfen öyle olsun. Özellikle daha uykudan yarı ayıkken elimize aldığımız günlük gazeteleri açtığımızda sürpriz resimlerle karşılaşmamak seçeneğimiz olmalı. Haberleri televizyonda izlerken, gazeteden okurken "Aman çocuğum, git yanımdan! Ne göreceğimiz belli değil!" demek zorunda kalmayalım.

Haberin dehşetini elinde torbaları, bir tank önüne çıkan insanın resminden, bir duvar dibinde oğluna siper olmaya çalışan bir babanın ifadelerinden, bir yaşlı kadının açlık sefaletten kurumus çatlamıs ellerini havaya kaldırışından yeterince alamıyorsak kova kova kanlar, parça parça etler az zaten! Sonuçta tank bu adamcağızı ezdiyse, oğluna siper olmaya çalısan baba bir saniye sonra kollarında çocuğunun kanlı cesedi haykırarak ağlıyorsa, yardım diye ellerini uzatmıs bu kadıncağız ruhunu teslim ettiyse bu manzaraların gözümüze sokulması değil hayale bırakılması taraftarıyım. Bu manzaraların görünüşü insanlığımızı uyandırmak için mi yapılıyor? Yoksa bizi bebeden dedeye tam takım vahsete hazırlamak; "Yetmez! Daha!" dedirtecek şekilde Roma İmparatorluğunun arenalarına döndürmeye mi amaçlı?

Belki bir gün bunu kesin bir tavırla basın yayınına aktarmamız mümkün olur. Benim düsüncem şimdilik "SADE HABER" kavramını evlerimizde, çevrelerimizde başlatabilmek.

Kimden soz ediyoruz, olay nedir, nerede ve ne zaman olmus, kimlere ne gibi sonuclarla bitmiş bu olay. Yorumsuz, vahşetli, dehşetli sahnelere girmeksizin. Olaya göz tanığı olmuşçasına açık ve gözlemci bir şekilde haber istiyorum.

YORUM'un HABER'le karıştırıldığını çok görüyorum. Bazen Akdeniz kanımın kurbanı olup aynı şeyi kendim de yapıyorum yada yaparken kendimi yakalıyorum. "Valla billa" sız, "Hatırlarsan bundan once.... Bilmem kime de ....." demeyi bırakarak, ayrıntılara fazla girmeden olayin özü nedir, taşıdığı haber nedir ona bakalım. Ben bunu uygulamak, bunu soylemek çabasındayım yıllardır. Daha da "Başardım!" sayamam kendimi.

Bu yüzden kendime edindiğim bir kaç konuşma kuralı var. Bu cizgileri her zaman tutamadığım aşikar ama tutmaya değer olduklarına da inancım sonsuz.

Konuştuğumuz insanlara hoş gelmeyecek konulardan sakınmalıyız. Hastahanede ziyaretine gittiğimiz kişiye, Merhum Sehnurde Hanımın da aynı dertten dolayı ve korkunc ızdıraplar sonucu iki ay içinde apar topar canını teslim ettiğinden bahsetmenin alemi yok.

Sazı hep aynı kişi çalarsa da konuşmanın tadı kalmıyor. Karşıya eşit şekilde konuşma hakkı tanınmalı. Bunun bir faydası da kendi konuştuklarımızın anlaşılıp anlaşılmadığının yansıması olacaktır. Özellikle çocuklarımızla konusmada tek yönlü olanlarının bir kulaktan girip öbüründen "Yallah!" edildiği kendi çocukluklarımızdan ispatlıdir.

Farklı fikir öne sürülecekse saygılı ve tumturaklı yapılmalı. Tepeden inme giyotin keskinliğiyle "Kadınlar gevezedir!", "Erkekler tembel!" GİBİ varsayımlar ortaya atılmamalı. "BENCE" denilerek karşıyı kışkırtma amacına saplanmadan farklı fikirler getirilmeli. Yoksa is horoz dövüşüne döner. Kimse bu dövüşten kazanclı çıkmaz. Üstelik üstümüz başımız da yırtılabilir. Yanlışlıkla karşı takımın tirübününe oturup kendi takımı için tezahürat yapan bir kişi biliyorum. Tirubünlerden atıldığından beri de süzgeçlerini kullanmakda gayretli... Keşke kolu bacağı kırmadan önce bu yeteneği geliştirebilseydi...

Topluluk içindeysek bir tek insanı karşımıza alıp diğerlerini unutmak da çok yapılan bir hata. Bir hanımlar günündeysek amacın HEPİMİZİ biraraya getirmek olduğu unutup, bir köşede Fevziye hanımla uzun konuşmalara dalmamalıyız. Yok yapmayacaksak Fevziye hanım'la ayrı bir zamanda teke tek bir araya gelmeyi planlamalıyız. Fevziye hanım israrlıysa da "Gelecek Salı, ikindi çayına buyurmazmısınız?" şeklinde tekrar topluluğa yönelmeliyiz.

Biri konuşurken dinlememiz gerektiğini hatırlamalıyız. Üstelik de kulaklarımızı dikerek; gerçekten anlamaya çalışarak, dinlemeli olduğumuzu... En sağlıklı yargı, ön yargı eklemeden, en iyi dinlemeler, izlemeler sonucu yapılabilir. Konuşmanın bir kelimesine takılıp kendi senaryomuza geçis yapmamalıyız. Dinleme sırasında da her ağzımızı açmak isteğimizde frenlemeyi bilmeliyiz. Bir kişinin sözünü yarıda bölmenin doğru olmadığını ilk okul yaşlarında defalarca duymuşluğumuz var. Şimdi de kimse söylemeden kendimize hatırlatmayı bilmeliyiz.

İnsanlar bizim hakkımızdaki ince ayrıntıları bilmek istemeyebilir hatta duymak dahi istemeyebilir. Ameliyat olduğumuzu soylememiz yeterince bir haber. Kalkıp bunun hemoroid ameliyatı olduğunu söyledikten sonra ayrıntılara geçmemiz haberi cok tatsız hale sokabilir. Daha ötesi, kimsenin bana "Ne ameliyati oldun?" gibi benim başta özenle atladığım "kişiye özel"ayrıntıya döndürmesinden de rahatsız oluyorum.

Sevdiğimiz ve sevmediğimiz şeyleri ilan ederken karşı tarafın da sevdiklerine ve sevmediklerine karşı saygılı olmalıyız. Lahana yiyemeyen insana "İlla, billa ye! Bir yersen sen de seversin!" diye zorlamaya benzer. Bırakalım insanlar, hele de bu insanlar değerlendirme yapacak yetenekteyseler (iki-üç yaşının uzerinde) bizim ağız ve fikir tadımızı kopyelemek zorunda kalmasınlar.

Aktardığımız haber aynı haber bile olsa yorumlar birbirinden farklı olabilir. "Ayşenur hanım gül kurusu bir ipek döpiyes giymişti" haberine hemen öne çıkıp "Aaaa... bir kere o gül kurusu değil şampanya rengiydi, döpiyes de değil etek-bluzdu .." diye ortaya çıkmamız doğru olmaz. Ayşenur hanım Televizyona çıkıp kadın hakları üzerine konuşmada bulunduysa haberin bu olduğunu unutmamak lazım. Ne giydiği gereksiz bir ayrıntı olarak kalmalı...

Karşımızdaki kişi/kişiler verdiğimiz haberi dinlemiyor ise haberi temcit pilavı gibi yinelemenin faydası olmadığı malum. Yine de bu konu en fazla şartlandırma isteyeni. Kişinin kulağı duymuyorsa başka şekillerde ulaşılması gerektiğine inançlıyım. Bu da ancak konuşma yöntemleri üzerinde çalışmamızla olur. Rahmetli anneanneme İsveçli arkadaşımın Turkçe konuşmalarını anlayamadığını söylediğimde, aynı cumleleri sozcuklerin üzerine basarak ve yüksek sesle söylersek anlar inadına kapılmıştı. Bir türlü de vazgeçiremediydim. Kızcağız bizde kaldığı surece anneannemin bu şekilde tek yönlü konuşmalarına kibar gülümsemeyle yanıtladıkça da "Bak işte!.. Demedim mi!.. Anlıyor!..." deyişi geliyor aklıma. Öte yandan, annemin sağır dilsiz isaretleriyle konusma çabası hepimizin karın ağrılarını azalttıydı. Özellikle Monica için... Kısacası kar yağışından uçak kalkmıyorsa; otobus, tren gibi vasıtalar aramak yine boyumuzun borcu. Haber yerine ulaşmalı. Bunun sorumluluğu ve bilincinde olmalıyız. Konuşmak insanlara verilmiş çok özel bir bağıs. Temiz bir dille ve konuşma terbiyesiyle konuşmak, konuşulanları dinlemek ne büyük zevk... Hele de bu konuşmalardaki haberler art niyetsiz, yapmacıksız, yalın, bilgi ve öğreti taşıyıcı, paylaşılma değerindeyse...

Haberlerinizin SADE güzelliklerde olması dilekleriyle,

.

 

 

Click Here!

 

Handan Baykan Yazıyor


Demet Eşrefoğlu Vardar Yazıyor


Çocuğunuzun ve ailenizin karşılaşabileceği sorunlara bir bakış


Çocuk odası nasıl dekore edilmeli


Çocuk Güvenliği
Çocuklarımızı kazalardan korumak için almamız gereken önlemler...


AnneCocuk.com'u giriş sayfanız yapın

 

 


Ana Sayfa ] Kadın ] Gebelik ] Çocuk ] Çocuk Klübü ] Forum ] Küçük İlanlar ]
Önsöz ] Kullanım Kuralları ] Ekibimiz ] Bebeğinizin İsmi ] Eğlencelik ]


Bu site ile ilgili öneri, eleştiri ve sorularınız için lütfen webmaster ‘a yazın...
Bu site Lidya.Net tarafından hazırlanmış ve Lidya.Net web sunucularından yayınlanmaktadır.
Bu sitede yayınlanan yazı ve grafikler AnneCocuk.com kaynak gösterilerek kullanılabilir.

AnneCocuk.com'u  Kasım 1998 den bu güne kadar 

 kişi ziyaret etti