| BİR HABER VER
SADE OLSUN, BİR SOHBET YAP DOYUMLU OLSUN...
Hiç "Yahu kötü bir
haberim var !" diye başlayan bir konuşmayla yaklaştımı
kimse? Ve peşinden "Hadi çıkart baklayı !" dememek için
kendinizi zor tuttuğunuz?..
Bence kötü haberi bile
vermenin en iyi hali "SADE" şekilde vermek. Kötü bir
haberim var dedikten hemen sonra "Sadiye hanım hayata gözlerini
yumdu", "Kedi damdan düştü", "Hırsız
girdi", "Benzine ...Lira, ....kuruş zam oldu" türünden...
Haber olmuş olay demek. Olmuşa ve Ölmüşe çare yok. Bari
haberini sade alalım da ne olmuş, kime olmuş ve sonuç neymiş
bilelim. Belki hala kurtarılabilecek bir şeyler vardır!
Gazete ve Televizyonlarda da
"Lütfen sade haber istiyorum!" diye mi söylemeliyiz
bilmem!.. Sabah kahvaltısında memleketimin özlediğim Edirne
Beyaz peyniri, buruşuk siyah zeytiniyle, fırından yeni çıkmısş
çıtır çıtır, mis gibi ekmeğiyle kahvaltı yapacakken kanlar
icinde bir adamı gazetenin baş sayfalarında görmek tüm iştahımı
kapatıyor. Hele de çocuklarıma "Gizem"liliğin önemini
öğretmeye çalıştıktan sonra çıplak bir kadın resmini alakasız
başlıklarla basan günlük gazeteyi gösterip "Ama, anne bak
yetişkinler gizemlilik yapmıyorlar!..." türünden sözler
duymazmıyım? Dünyanın bir çok medeni ülkesinde kanlar içinde
bir adam, kaza sonrası asfaltta paramparça yatar şekilde resimler
yok. Ciddi gazeteler de yarı çıplak insanların resimleri de görülür
şey değil.
Biz de sade ısmarlıyoruz bu
haberleri. Lütfen öyle olsun. Özellikle daha uykudan yarı ayıkken
elimize aldığımız günlük gazeteleri açtığımızda sürpriz
resimlerle karşılaşmamak seçeneğimiz olmalı. Haberleri
televizyonda izlerken, gazeteden okurken "Aman çocuğum, git
yanımdan! Ne göreceğimiz belli değil!" demek zorunda
kalmayalım.
Haberin dehşetini elinde
torbaları, bir tank önüne çıkan insanın resminden, bir duvar
dibinde oğluna siper olmaya çalışan bir babanın ifadelerinden,
bir yaşlı kadının açlık sefaletten kurumus çatlamıs ellerini
havaya kaldırışından yeterince alamıyorsak kova kova kanlar,
parça parça etler az zaten! Sonuçta tank bu adamcağızı
ezdiyse, oğluna siper olmaya çalısan baba bir saniye sonra kollarında
çocuğunun kanlı cesedi haykırarak ağlıyorsa, yardım diye
ellerini uzatmıs bu kadıncağız ruhunu teslim ettiyse bu
manzaraların gözümüze sokulması değil hayale bırakılması
taraftarıyım. Bu manzaraların görünüşü insanlığımızı
uyandırmak için mi yapılıyor? Yoksa bizi bebeden dedeye tam takım
vahsete hazırlamak; "Yetmez! Daha!" dedirtecek şekilde
Roma İmparatorluğunun arenalarına döndürmeye mi amaçlı?
Belki bir gün bunu kesin bir
tavırla basın yayınına aktarmamız mümkün olur. Benim düsüncem
şimdilik "SADE HABER" kavramını evlerimizde, çevrelerimizde
başlatabilmek.
Kimden soz ediyoruz, olay
nedir, nerede ve ne zaman olmus, kimlere ne gibi sonuclarla bitmiş
bu olay. Yorumsuz, vahşetli, dehşetli sahnelere girmeksizin. Olaya
göz tanığı olmuşçasına açık ve gözlemci bir şekilde haber
istiyorum.
YORUM'un HABER'le karıştırıldığını
çok görüyorum. Bazen Akdeniz kanımın kurbanı olup aynı şeyi
kendim de yapıyorum yada yaparken kendimi yakalıyorum. "Valla
billa" sız, "Hatırlarsan bundan once.... Bilmem kime de
....." demeyi bırakarak, ayrıntılara fazla girmeden olayin
özü nedir, taşıdığı haber nedir ona bakalım. Ben bunu
uygulamak, bunu soylemek çabasındayım yıllardır. Daha da
"Başardım!" sayamam kendimi.
Bu yüzden kendime edindiğim
bir kaç konuşma kuralı var. Bu cizgileri her zaman tutamadığım
aşikar ama tutmaya değer olduklarına da inancım sonsuz.
Konuştuğumuz insanlara hoş
gelmeyecek konulardan sakınmalıyız. Hastahanede ziyaretine gittiğimiz
kişiye, Merhum Sehnurde Hanımın da aynı dertten dolayı ve
korkunc ızdıraplar sonucu iki ay içinde apar topar canını
teslim ettiğinden bahsetmenin alemi yok.
Sazı hep aynı kişi çalarsa
da konuşmanın tadı kalmıyor. Karşıya eşit şekilde konuşma
hakkı tanınmalı. Bunun bir faydası da kendi konuştuklarımızın
anlaşılıp anlaşılmadığının yansıması olacaktır. Özellikle
çocuklarımızla konusmada tek yönlü olanlarının bir kulaktan
girip öbüründen "Yallah!" edildiği kendi çocukluklarımızdan
ispatlıdir.
Farklı fikir öne sürülecekse
saygılı ve tumturaklı yapılmalı. Tepeden inme giyotin keskinliğiyle
"Kadınlar gevezedir!", "Erkekler tembel!" GİBİ
varsayımlar ortaya atılmamalı. "BENCE" denilerek karşıyı
kışkırtma amacına saplanmadan farklı fikirler getirilmeli.
Yoksa is horoz dövüşüne döner. Kimse bu dövüşten kazanclı
çıkmaz. Üstelik üstümüz başımız da yırtılabilir. Yanlışlıkla
karşı takımın tirübününe oturup kendi takımı için tezahürat
yapan bir kişi biliyorum. Tirubünlerden atıldığından beri de süzgeçlerini
kullanmakda gayretli... Keşke kolu bacağı kırmadan önce bu
yeteneği geliştirebilseydi...
Topluluk içindeysek bir tek
insanı karşımıza alıp diğerlerini unutmak da çok yapılan bir
hata. Bir hanımlar günündeysek amacın HEPİMİZİ biraraya
getirmek olduğu unutup, bir köşede Fevziye hanımla uzun konuşmalara
dalmamalıyız. Yok yapmayacaksak Fevziye hanım'la ayrı bir
zamanda teke tek bir araya gelmeyi planlamalıyız. Fevziye hanım
israrlıysa da "Gelecek Salı, ikindi çayına buyurmazmısınız?"
şeklinde tekrar topluluğa yönelmeliyiz.
Biri konuşurken dinlememiz
gerektiğini hatırlamalıyız. Üstelik de kulaklarımızı
dikerek; gerçekten anlamaya çalışarak, dinlemeli olduğumuzu...
En sağlıklı yargı, ön yargı eklemeden, en iyi dinlemeler,
izlemeler sonucu yapılabilir. Konuşmanın bir kelimesine takılıp
kendi senaryomuza geçis yapmamalıyız. Dinleme sırasında da her
ağzımızı açmak isteğimizde frenlemeyi bilmeliyiz. Bir kişinin
sözünü yarıda bölmenin doğru olmadığını ilk okul yaşlarında
defalarca duymuşluğumuz var. Şimdi de kimse söylemeden kendimize
hatırlatmayı bilmeliyiz.
İnsanlar bizim hakkımızdaki
ince ayrıntıları bilmek istemeyebilir hatta duymak dahi
istemeyebilir. Ameliyat olduğumuzu soylememiz yeterince bir haber.
Kalkıp bunun hemoroid ameliyatı olduğunu söyledikten sonra ayrıntılara
geçmemiz haberi cok tatsız hale sokabilir. Daha ötesi, kimsenin
bana "Ne ameliyati oldun?" gibi benim başta özenle atladığım
"kişiye özel"ayrıntıya döndürmesinden de rahatsız
oluyorum.
Sevdiğimiz ve sevmediğimiz
şeyleri ilan ederken karşı tarafın da sevdiklerine ve
sevmediklerine karşı saygılı olmalıyız. Lahana yiyemeyen
insana "İlla, billa ye! Bir yersen sen de seversin!" diye
zorlamaya benzer. Bırakalım insanlar, hele de bu insanlar değerlendirme
yapacak yetenekteyseler (iki-üç yaşının uzerinde) bizim ağız
ve fikir tadımızı kopyelemek zorunda kalmasınlar.
Aktardığımız haber aynı
haber bile olsa yorumlar birbirinden farklı olabilir. "Ayşenur
hanım gül kurusu bir ipek döpiyes giymişti" haberine hemen
öne çıkıp "Aaaa... bir kere o gül kurusu değil şampanya
rengiydi, döpiyes de değil etek-bluzdu .." diye ortaya çıkmamız
doğru olmaz. Ayşenur hanım Televizyona çıkıp kadın hakları
üzerine konuşmada bulunduysa haberin bu olduğunu unutmamak lazım.
Ne giydiği gereksiz bir ayrıntı olarak kalmalı...
Karşımızdaki kişi/kişiler
verdiğimiz haberi dinlemiyor ise haberi temcit pilavı gibi
yinelemenin faydası olmadığı malum. Yine de bu konu en fazla şartlandırma
isteyeni. Kişinin kulağı duymuyorsa başka şekillerde ulaşılması
gerektiğine inançlıyım. Bu da ancak konuşma yöntemleri üzerinde
çalışmamızla olur. Rahmetli anneanneme İsveçli arkadaşımın
Turkçe konuşmalarını anlayamadığını söylediğimde, aynı
cumleleri sozcuklerin üzerine basarak ve yüksek sesle söylersek
anlar inadına kapılmıştı. Bir türlü de vazgeçiremediydim. Kızcağız
bizde kaldığı surece anneannemin bu şekilde tek yönlü konuşmalarına
kibar gülümsemeyle yanıtladıkça da "Bak işte!.. Demedim
mi!.. Anlıyor!..." deyişi geliyor aklıma. Öte yandan,
annemin sağır dilsiz isaretleriyle konusma çabası hepimizin karın
ağrılarını azalttıydı. Özellikle Monica için... Kısacası
kar yağışından uçak kalkmıyorsa; otobus, tren gibi vasıtalar
aramak yine boyumuzun borcu. Haber yerine ulaşmalı. Bunun
sorumluluğu ve bilincinde olmalıyız. Konuşmak insanlara verilmiş
çok özel bir bağıs. Temiz bir dille ve konuşma terbiyesiyle
konuşmak, konuşulanları dinlemek ne büyük zevk... Hele de bu
konuşmalardaki haberler art niyetsiz, yapmacıksız, yalın, bilgi
ve öğreti taşıyıcı, paylaşılma değerindeyse...
Haberlerinizin SADE güzelliklerde
olması dilekleriyle, |